Lozan’ın 87’nci Yılında

Yeni Bir Sisli Durum

 

 

“Sarmış yine âfâkını bir dûd-i muannid,

Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid.

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

Bu Pazar Babalar Günü

Armağanım Bir Yazı

 

 

Anneler Günü, Sevgililer Günü, Yaşlılar Haftası, Kadınlar Günü vb… Yarın da Babalar Günü…

 

Bu insani boyutlu kutlamalar günümüzde birer tüketim aracı hâline dönüştürülmüş durumda… Maddeciliğin bir türevi olan tüketim ekonomisinin marifetlerinden biri de işte bu. Oysa, o kutlamalar ne saf duygularla, ne iyi niyetlerle ortaya konmuşlardı… İşin bu hâle gelmesinde az ya da çok hepimizin payı var.

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

Ruhumda Bahar Açtı

Bayrama Uygun Bir Makamda…

 

 

Bugün bayram. 19 Mayıs Bayramı… Adı tuhaf bir şekilde daha da uzatılmış bir bayram… Ben kısaca ‘19 Mayıs Bayramı’ diyorum. Neler yazmışım bu bayram için defterime, bu sabah önce onlara baktım. Bunların son ikisi bu sayfalarda da yer aldı*. Bu bayramın gitgide tavsatılışının izleri var onlarda. Ve bu duruma karşı duruşun izleri de…

 

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

Hemşireler Haftası ve …

İlk hemşiremiz Safiye Hüseyin Hanım, 1881-1964

 

Unutulmuş Gibi Duran Bir Ad: Safiye Hüseyin

 

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

Reklam Arası ‘Anne’

İşin Suyu Çıkmıştır

 

 

Sonunda anneler günü hediyesi olarak annelere pırpırla şehrin üzerinde tur attırmak da oldu. Ya da olmuştu da ben yeni gördüm. ‘Anneler Günü’ düşüncesini sonunda “Reklam Arası ‘Anne’”ye dönüştürdük ya, helal olsun!

 

İnsana “işin şeyi çıktı” dedirtecek kadar alıp başını giden bu durum çerçevesinde sanat da nasibini alıyor. Vaktiyle, -vaktiyle dediysem daha birkaç yıl öncesine kadar- ‘cıngıl’ denen reklam müziği vardı; İngilizcenin ‘jingle’ı… Bu işte ustalaşan müzikçilerimiz de olmuştu… Şimdilerde bakıyorum, ‘hit’ olmuş parçalara meze muamelesi çekiliyor. Ya da, eski sandıklar karıştırılıp ‘nostaljik’ takılınıyor…

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

Gecikmiş Görünen Bir Yazı

1 Mayıs

 

 

2008’de, Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla bir önceki yıl yazdığım bir yazıyı koymuştum İlgilik’e. O yazının bir yerinde, “1 Mayıs Bahar Bayramı diye bir bayramımız olduğunu bilenler tükeniyor; çoğunluk bilmeyenlere geçti. Ben, artık olmayan bu bayramı dolu dolu yaşayanlardanım; hele de İstanbul’a göçtükten sonra” diye bir geçiş cümlem vardı. Ardından da, “Mayısın biri geldi mi, günlerimin akşamdan başlayıp geceye sarkan saatleri Gülhane Parkı’nda geçerdi. Günlerce, haftalarca… Yaz sonuna dek uzayan renkli bir şenlik… Yazlık sinemalarımın yerini Gülhane Parkı almıştı. Orada neler yoktu ki… Yıl, ’54-’60… Açıkhava sahneleri, uçan sandalyeler, yeni tanıştığım sosisli sandviç, … ve çadır tiyatroları…” sözleriyle birkaç anımı anlatmaya başlıyordum.

 

Ben bu Bugün Dünya Tiyatro Günü_Her Ulus Kendi Dramını Oynuyor… başlıklı yazımı yazdığım tarihte, ne resmi tatil günlerimize ‘Emek ve Dayanışma Günü’ diye bir gün eklenmişti, ne de böyle bir şey olabileceğine dair işaret vardı… Ama ne olmuştu? Sovyetler çökmüştü. Bu çökmenin estirdiği rüzgâr elbet günün birinde bize kadar ulaşacaktı…

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark