01, Nis, 2008 at 18:31 (Deneme)
‘Yeni Çocuk’, Yeni Anlayışlar
Bugün Kütüphaneler Haftası bağlamındaki yazımı hazırlarken aklıma geldi, Amerikan yazarı eleştirmen Neil Postman (1931-2003), Çocukluğun Yok Oluşu adlı kitabında, iletişim araçlarının gelişip yaygınlaşması sürecinde çocukluğun nasıl yok olduğunu irdeler. Eğitim ve iletişim kuramı alanındaki çalışmalarıyla da tanınan Postman’ın bu yapıtı için bir ‘sorgulama’ da denebilir.
En azından bir on yıl var, ne zaman birileriyle dünyanın, memleketin durumundan, gidişinden konuşuyor olsam, söz kısa sürede dönüp dolaşıyor, çocukların durumundan yakınmaya geliyor. Hele de karşımdaki bir anne ya da babaysa… Okuldaki başarısızlıktan tutun da bilgisayar bağımlılığına uzanan bir dizi olumsuzluk… Onlara, duruma göre, bildiğim, duyduğum kitapları salık verdiğim de oluyor; ama sonraki karşılaşmalarımda, çoğunun o kitaplardan hiçbirini okumadıklarını anlamam zor olmuyor. Bu acı durum işin bir başka yanı olmakla birlikte, ‘çocuk’ denen varlığın da ‘çocukluk’ denen kavramın da artık o bildiğimiz şeyler olmadığını kabul etmek gerekiyor.
Benim ilkokul öğretmenliği yıllarımda, ‘müfredat programı’nın (okutulacak dersleri ve o derslerde ele alınacak konuları belirleyen izlencenin) sonunda ‘Çocuğun Gelişiminin Ana Hatları’ diye bir bölüm vardı. Öğretmenin her zaman el altında bulundurması gereken bir bilgi özetiydi bu. Kuşkusuz, o günler için geçerli bilgilerdi onlar. Ama bugün?
Bu içeriğin devamını oku »
Yorumlar
25, Mar, 2008 at 14:53 (Deneme)
Yahya Kemal Yılı
Sanıyorum, önce Hilmi Yavuz duyurmuştu, “2008, Yahya Kemal’in ölümünün 50. yıldönümü. Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı adına başkan D. Mehmet Doğan, bir açıklama yaptı ve bu münasebetle Kültür Bakanlığı’na başvuruda bulunarak 2008 yılının ‘Yahya Kemal Yılı’ ilan edilmesini istediğini açıkladı” diye…
Yavuz’un Zaman’daki yazısı geçen Kasım’ın başlarındaydı; yılın ikinci günü de tek tip bir haber düştü basına:
“2008, ‘Yahya Kemal Beyatlı yılı’ ilan edildi
Bu içeriğin devamını oku »
Yorumlar
24, Mar, 2008 at 11:39 (Deneme)
Ya Yeni Hayaller?
Hayallerle mi yaşıyoruz yoksa gerçeklerle mi? Art arda iki soru… İç içe…
Önce bunları yanıtlamaya çalışacağım. Ama daha da önce, dilimize ve onu var eden düşünce yolumuza/yöntemimize büyük bir saygıya, tutkuya varan sevgi duyduğumu belirteyim. Niye mi böyle? Türetme gücünü görmek yeter. Örneğin, ‘sor’ eylemlik kökünden çıkan sözcükleri sıralayalım. Gördünüz mü, neler neler var… Bütün türetilmiş sözcükler gibi, bunların hepsi de anlaşılır, bir bakışta aralarında bağ kurulabilir sözcükler…
Ve “Hayallerle mi yaşıyoruz yoksa gerçeklerle mi” sözleri, bir soru tümcesi olarak bir ‘sorun’u da koymuyor mu ortaya?
*
Bu içeriğin devamını oku »
Yorumlar
10, Mar, 2008 at 15:31 (Deneme)
Bu İşler Akıl Yürütmeye Gelmiyor
Anlatılar, -roman, öykü, oyun yazısı, …, masal, yazarının kimliğini ele verir mi? En azından ondan izler taşır mı? Yanıtların “evet” ağırlıklı olacağını sanıyorum. Yazarların söyleşilerde dile getirdiklerinden de çıkarıyorum bu sonucu.
Şiirler?
Bu içeriğin devamını oku »
Yorumlar
07, Mar, 2008 at 19:42 (Deneme)
Kadınlar Günü
İnsan, eşeyli yaratıkların -bilebildiğimiz- en gelişmiş türü. Abecesel sırayla ‘erkek’ ve ‘kadın’ diye iki cinsli gelişmiş bir ‘çokhücreli’… Sapaklıklar ayrı.
İnsan türünün bedensel (somatik) hücrelerinde 46 kromozom var; 23 çift… Kadınlığı da (kadınları da) erkekliği de belirleyen, bu kromozomların eşeysel farklılığı: kadında, 22 çift eşeysel olmayan, 1 çift de XX nitelikli eşeysel kromozom var; buna karşılık erkek, 22 çift eşeysel olmayan, 1 çift de XY nitelikli eşeysel kromozom taşıyor. Yani, baskın nitelikli olan kadındır (dirimbilim [biyoloji] terimleri için dipnotlara bakınız)…
*
Konusu Kadınlar Günü olan yazımda, insana ilişkin böyle bir ‘bilimsel’ giriş yapmak zorundaydım. Açıklayayım:
Bu içeriğin devamını oku »
Yorumlar
28, Şub, 2008 at 13:31 (Deneme, Sorunlar)
Yemenimin Uçları…
Gramofonda bir 78′lik taş plak dönüyor… “Yemenimin uçları / Çıkamam yokuşları / Yârime selam edin / Yedi dağın kuşları…” Münir Nurettin′in sesiyle kulaklarımda: “Heeeey… Heeeeeeeeeey… Heeeeeeeeeeeeeeey, heey…. Aah” diye başlıyor… Bir Edirne türküsü olmalı… Segâh makamında; usulü curcuna.
Türkü sürüyor:
“… // Ah allı yemeni pullu yemeni / Bir bahçeden bir bahçeye salla yemeni / Severler seni // Ben gülü deste bağladım / Desteye beste bağladım / Dün gece yâr hanesinde / O söyledi ben ağladım / Ben söyledim yâr ağladı // Ah allı yemeni pullu yemeni / Bir bahçeden bir bahçeye salla yemeni / Severler seni // Yemenimin yeşili / Ben kaybettim eşimi / Yemenim sende kalsın / Sil gözünün yaşını // Ah allı yemeni pullu yemeni / Bir bahçeden bir bahçeye salla yemeni / Severler seni…”
Bu içeriğin devamını oku »
Yorumlar