XVIII. Yüzyıldan Günümüze…
09, Tem, 2008 at 17:00 (Her Açıdan)
Akıllı Olmanın Bedeli
            
Voltaire (François-Marie Arouet)
(1694-1778, Paris)
09, Tem, 2008 at 17:00 (Her Açıdan)
Akıllı Olmanın Bedeli
            
Voltaire (François-Marie Arouet)
(1694-1778, Paris)
16, Haz, 2008 at 13:50 (Her Açıdan)
Åžunu Seven Bunu Sevmeyen Derken…
İki genç hanımın söyledikleri, cafcaflı deyiÅŸle ‘gündemi salladı’. Bereket versin, Çek Cumhuriyeti üzerinden Viyana’yı fethe giden yolu açan dün geceki karşılaÅŸma iyi geldi de, Fatih Altaylı’yı ‘şoka uÄŸratan’ bu olay da geride kaldı.
Olayı anımsamaya çalışalım:
İki hanım, Mehmet Åževki Eygi’den mülhem görünüşleriyle beyazcamda kendilerine sorulan soruları yanıtladı, kimi görüşlerini açıkladı. Birileri de bu görüşlere karşı çıktı: Vay efendim, nasıl böyle konuÅŸurlar?!…
07, Haz, 2008 at 07:45 (Her Açıdan)
Hangisi Daha Çirkin?
Arada unutulup gidecek… Art arda gelen olaylar sayıca da önemce de öylesine çok… Artık, DışiÅŸleri Bakanı Ali Babacan’ın geçen ayın sonlarında AB Parlamentosu’nda söylediÄŸi sözlerin de lafı edilmeyecek; bir süre, ‘Anayasa Mahkemesi’ ve ‘anayasa’ konuÅŸulacak, sonra yeni yeni ÅŸeyler…
Bakan Babacan ne demiÅŸti? Belki daha ÅŸimdiden unutan vardır, anımsatayım: “Türkiye’de Müslüman çoÄŸunluk dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor.”
Babacan’ın bu veciz sözleri rafa kaldırılmazdan önceki gazeteleri son bir kez daha tarıyorum: basmakalıp haberler, türü türlü deÄŸerlendirmeler… Alkışlayanlar, kınayanlar… ÖrneÄŸin, Milliyet’te Hasan Cemal, DışiÅŸleri Bakanı Babacan’a bu kadar tepki neden diye sormuÅŸ köşesinden; Hürriyet’ten Oktay EkÅŸi, Babacan’ın ÅŸikâyeti demiÅŸ, ErtuÄŸrul Özkök de Böyle bir iftira görülmedi… Vb…
05, Haz, 2008 at 19:06 (Her Açıdan)
Kavganın Anlamı?
Lafı dolandırmaya hiç gerek yok: bu Cumhuriyet, bir ölünün mezara indirilmekte olan küllerinin diriliÅŸidir. Tarihte eÅŸi benzeri olmayan bir oluÅŸum… Mustafa Kemal’in önderliÄŸinde… Ve bu yeniden doÄŸuÅŸ, adıyla sanıyla Türkiye Cumhuriyeti, varlığını korumak amacıyla, tarihsel gerçekleri de göz önüne alarak birtakım ilkeler de koydu ortaya. Anlamını, içeriÄŸini ‘Cumhuriyet Devrimleri’ denen olguların belirlediÄŸi ilkelerdi bunlar. DuraÄŸan deÄŸil, hep ileriye doÄŸru geliÅŸen ilkeler…
Bugün, varlığını bu yeniden doğuşa borçlu olan kimilerinin onunla hesaplaşmasına tanık oluyoruz. Bu durum, görünüşte, bir evladın anasını babasını reddedişiyle eş bir anlam taşıyor.
Bakalım öyle mi?
04, Haz, 2008 at 18:58 (Her Açıdan)
Başka Seçenek?
 Â
‘Gün’ün sorusu artık apaçık biçimde ÅŸudur: Atatürk ulusçuluÄŸuna baÄŸlı, tek merkezli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan bağımsız bir Türkiye mi yoksa bu deÄŸerlerini ve yapısını yitirmiÅŸ, yayılmacı ve sömürgen ülkelerin oyuncağı olmuÅŸ OrtadoÄŸulu bir Türkiye mi?
Ve başka seçenek var mı?
03, Haz, 2008 at 06:40 (Her Açıdan)
Ya da Tüketim Toplumu Durumları…
Bu, nitelikli olan her ÅŸeye uzak duran bir kültür… Bu kültürün, insanları eÄŸlendiriyor, onlara hoşça zaman geçirtiyor gibi görünen ürünleri, kapitalist üretim/tüketim iliÅŸkilerinin körleÅŸtirdiÄŸi, yorduÄŸu, sonunda da her açıdan yıkıma uÄŸratıp tükenmiÅŸliÄŸe ittiÄŸi insanlara gerçeklerden kaçışlar (!) sunmakta…               ‘Pop kültür’ sözünden ne anladığımı belirtmezden önce, bu sözün belirleyici öğesi olan ‘pop’ sözcüğünün nereden geldiÄŸine, bu sözcüğe ne anlamlar yüklenmiÅŸ olduÄŸuna bakmak istiyorum.Â
Fransızca ‘populaire’ (İng. popular), ‘herkesçe sevilen; halkla ilgili, halka özgü, halk için’ anlamlarına geliyor. Bu sözcük İngilizcede, ‘herkesçe sevilen, geçerli ve deÄŸerli olan; ayaktakımına özgü; halka iliÅŸkin; herkesçe anlaşılabilir; genel, yaygın; halkın kesesine elveriÅŸli, ucuz’ anlamlarında da kullanılıyor.