Sözlüklerle Aramız Ne Kadar İyi?

Sokaktaki Adam Doğrulara Açıktır

‘Ef Klavye’!…

Ne zamandır, bir dizüstü edineyim, diyordum. Yazlarımızı güneyde bir kasabada geçiriyoruz, bilgisayarı oralara taşımak pek zor oluyor… Her neyse… Geçen yaz Bodrum’a indim, araştırıyorum: öyle çok marifetli olmasın, klavyesi açık renkli olsun, e tabii bir de “fe klavye” olsun… İlk iki isteğime yanıt bulmak kolay da, klavye işi bozuyor; derdimi anlatmakta zorluk çekiyorum: ben “fe klavye” dedikçe adamlar yüzüme garip garip bakıyorlar… Neyse ki, kimisi “ef klavye” diye yanlışımı düzeltiyor da lafın sonunu getirebiliyorum. Arada bir de, bu inadım karşısında sadece gülüyorlar. Bunlar, profesyonel bilgisayarcı olanlar…

Baktım olmayacak, işi, sağlık kontrolü için Eylül ayında Yarımca’ya yapacağım geçici dönüşe erteledim.

Bu kez İzmit’teyim. Araştırmaya başladım. Ama ne araştırma!… İzmit dediğin koca bir kent… Geniş ve zengin bir piyasası var… Ama sonuç yok. Bir an geldi ki, araştırma aramaya dönüştü, kısa bir süre sonra da arama aranmaya… Evet, basbayağı “aranıyordum”: fe klavye yokluğuna “bozulmuş” bir durumdaydım.

Bu içeriğin devamını oku »

Papucu Dama Atılan Bir ‘En’

52 Harfliydi… 

“Çekoslovakyalılaştırıverebilemeyeceklerimizdendirler”in (52) pabucu dama atıldı. Şimdiki en uzun kelimemiz: muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesine (70).

Bu en uzun kelime için açıklama:

Kötü amaçların güdüldüğü bir öğretmen okulundayız. Yetiştirilen öğretmenlere öğrencileri nasıl muvaffakiyetsizleştirecekleri öğretiliyor. Yani, öğretmenler birer muvaffakiyetsizleştirici olarak yetiştiriliyorlar. Fakat, öğretmenlerden biri muvaffakiyetsizleştirici olmayı, yani,
muvaffakiyetsizleştiricileştirilmeyi reddediyor, bu konuda ileri geri konuşuyor. Bütün öğretmenleri kolayca muvaffakiyetsizleştiricileştiriverebileceğini düşünen okul müdürü bu duruma sinirleniyor ve muvaffakiyetsizleştiricileştirilmeyi reddeden öğretmeni makamına çağırıp ona diyor ki:
Muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesine laflar ediyormuşsunuz ha?!…” 

Bu içeriğin devamını oku »

Meclis Araştırmasının Öncesinde…

Ş, Ç, Ğ: Abecemizin Ayrıcalıları

    

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 25 Aralık 2007 günkü birleşiminde, Türkçedeki yozlaşma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına karar vermişti. Konuya ilişkin TBMM Genel Kurul Tutanaklarını okuyanlar görmüştür, Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin bu ön görüşmesinde söz alan milletvekillerinden Sayın Alim Işık ile Sayın Fatma Nur Serter, dilimizin aldığı yaraları sıralarken pek önemli bir olguya da parmak bastılar: abecemizde yer almayan q, w, x harflerinin kullanılıyor olması. 

Bu içeriğin devamını oku »

İzleyip Göreceğiz…

Türkçenin Sorunları TBMM’de

Meclis araştırması açılmasına karar verildi

25 Aralık 2007 günü, dilimize gönül vermiş olan bir dostumun telefonla beni bilgilendirmesi üzerine hemen TBMM TV’yi açtım. O sırada Meclis’te, Türkçedeki yozlaşma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesi vardı.

İzlemeye başladım. Görüşmeler ilerlemişti; kürsüdeki milletvekilinin dediklerinden anlıyordum, ben TV’yi açmazdan önce Sayın Milli Eğitim Bakanı da konuşmuştu. Görüşmeler, Sayın Milli Eğitim Bakanı’nın yanıt/açıklama/savunma konuşmasının ardından yapılan oylama sonucunda Türkçedeki yozlaşma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması kabul edilerek saat 20:20 sularında sona erdi.

Ertesi gün: merak bu ya, basını tarıyorum, bu konuda neler var, diye. Sade suya tirit…

Bu içeriğin devamını oku »

Alev Alatlı: “Dilimiz en büyük icadımız”

Türklerin En Büyük İcadı ya da Türk Dili *

Alev Alatlı 

Geçen haftanın dikkatimi çeken iki haberinden birisi “Türk çocuklarının Alman akranlarından yüzde şu kadar daha ahmak oldukları”na ilişkin “bilimsel” saptama ikincisi‚ yine aynı Türk çocuklarının anadil öğrenimini iki-üç yaş gibi olmadık bir sürede tamamlıyor olmalarının çeşitli telmihleri.  

Bu içeriğin devamını oku »