Harf Devrimi’nin 80’inci Yılı ve Cumhuriyetimiz

Dil Derneği’nin Bildirisi

 

 

Dil Derneği, Harf Devrimimiz’in yıldönümü dolayısıyla genelağdaki yerinde bir bildiri yayımladı. Bildiri, Cumhuriyetimiz’in orasından burasından çekiştirilme sürecinin ‘Mustafa’ filmiyle ‘yeni’ bir boyuta kaydığı bugünlerde, bağlamının yanı sıra ‘devrimlerle hesaplaşma istekleri’ konusunda da çok şeyler söylüyor.

 

HARF DEVRİMİNİN 80. YILI VE CUMHURİYETİMİZ başlıklı bu bildiriden üç bölümceyi sayfalarımıza taşıdık. 3 Kasım 2008

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

Türkçeyi Sevmek

Önce Abecemiz!…

 

Cumhuriyetimiz‘in eğitim ve kültür alanında gerçekleştirdiği devrimlerin ikincisi harf devrimi. Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun‘la yapılan bu düzenleme, 3 Kasım 1928 tarihli ve 1030 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Numarası 1353.

Bu on bir maddelik yasa, yayımıyla yürürlüğe girmiş görünse de, türlü bağlamlarda on iki geçiş hükmü içeriyor: 563 güne yayılan yumuşak bir geçiş süreci… Eski yazı taşıyan para, hisse senedi, tahvil, bono, pul ve değerli kâğıtlar ile hukuksal niteliği olan bütün belgeler için de değiştirilmedikleri sürece geçerlilik… Yeni abecemiz bir süre eskisiyle birlikte kullanılmıştı... Diyeceğim, bu yasa, bazı kişilerin, çevrelerin ruhsal sarsıntılara düçar olmalarına yol açacak bir şey değil… ‘Akşamdan sabaha’ bir durum yok ortada. Ya ne var? Cumhuriyet’in, bu yeni devletin, yurttaşların kısa sürede okuryazar olmalarını sağlamaya yönelik iradesi var. Bu irade, öyle böyle değil: 1 Ocak 1929 günü Millet Mektepleri açılacaktır. 

millet-mektepleri-1 Başöğretmen Mustafa Kemal

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Kasım 1928 günü kabul ettiği Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun şu:

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

Dile Saygı

“Eyç-di-ay”dan “Ha-de-i”ye… (*)

Emre Yazman

Geçenlerde arabamda küçük bir hasar oldu. Servise götürdüm. Karşılayan görevli kaskomun hangi şirkette olduğunu sordu. “He-de-i Sigorta’da” dedim. Görevli “Heyç-di-ay Sigorta” diye düzeltti beni. “Evet, He-de-i Sigorta” diyerek onayladım görevliyi. Garibim, beni düzelttiğini sanırken kendi hatasının farkında değildi. Öyle ya, harfin adı ile temsil ettiği ses arasında bir bağlantı olmalıydı. Bu harf “he” sesini temsil ediyorsa adı da “heyç” olmalıydı ona göre, “eyç” de neydi ki. Fransızcadaki “aş”a “haş” diyenler de aynı güdünün etkisi altında böyle diyorlardı.

HBB televizyonuna hiç “eyç-bii-bii” demedim. NTV’ye hiç “en-tii-vii” demediğim gibi. Bu kanalların adı benim dilimde “he-be-be” ve “ne-te-ve”dir. Keza, AIG Sigorta’ya “ey-ay-cii” değil, “a-i-ge” demenin doğru olacağını düşünürüm ve öyle derim. Bir Türk sigorta şirketinin adı sözgelimi RSF Sigorta olsaydı anadili İngilizce olanlar bunu nasıl okurdu? Elbette “re-se-fe” diye değil, “ar-es-ef” diye kendilerine göre söyleyeceklerdi. Peki, bizim yabancı dillerdeki adları kendimize göre okuma hakkımız niçin olmasın?

İhlas Sigorta’yı Almanlar satın aldığında şirketin adını HDI Sigorta yaptılar. Almanca sözcüklerin ilk harflerinden oluşan bu kısaltmayı nasıl okuyacaktık? Çoğunluk İngilizceye göre “eyç-di-ay” diye okusa da doğru olan bu muydu peki. Almanca bir ismin İngilizceye göre okunmasının nasıl bir gerekçesi olabilirdi? Bizce Türkçeye göre okunması doğru olurdu: “He-de-i” diye. Özgün dilinde okunuşu olan “ha-de-i”yi benimsemek de yadırganacak bir tutum olmazdı.

İki gün önce bilgisayarımdaki “gelen kutusu”na bu konuyla ilgili bir ileti düştü. HDI Sigorta, yaptırdığı bir araştırmanın katılımcılarından elde edilen verilerin yönetim kademesinde değerlendirmeye alınması sonucunda şirketin adının bundan böyle “eyç-di-ay” yerine özgün biçimiyle “ha-de-i” olarak söylenmesine karar verildiğini duyuruyordu.

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

Ortak Dilin Yanı Sıra…

Argo ve Jargon

Her toplumda, ortak dilin yanı sıra, bu dilden ayrı olarak belli topluluklara özgü birer söz dağarcığı vardır. Bu sözlere, özelliklerine göre argo ya da jargon deniyor.

Dilimize Fransızcadan gelmiş bir sözcük olan argo (Fr. argot), birkaç anlama geliyor:

- Genel kullanım dışı biçim ya da özellikleri olan (sözler);
- Kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek ya da topluluktaki insanların kullandığı özel dil ya da söz dağarcığı;
- Her yerde ve her zaman kullanılmayan ya da kullanılmaması gereken, çoklukla eğitimsiz kişilerin kullanıldığı söz ya da deyim;
- (Mecaz) Serserilerin, külhanbeylerinin, toplumdışı kişilerin kullandığı söz ya da deyim.

Dilimize yine Fransızcadan gelmiş olan jargon sözcüğünün (Fr. jargon) anlamları da şunlar:
- Dar bir çevreye özgü dil, argo (örn. tıp jargonu); kimi çevrelerin kullandığı özel dil;
- Anlaşılması güç, bozuk dil.

Argonun anlamlarından ilki ve daha çok da ikincisi, jargon sözcüğünün ilk anlamına pek yakın.

  • Share/Bookmark

Baktığımızda…

Bakmadığımızda…

Bir yakınım var, uzaklarda… Hanidir karşılaşmıyoruz; emektupla bir hatırını sorayım, dedim dün: “Nerelerdesin? Keyifler?…”

Yanıt hemen geldi… İyiymiş.

Eklemiş:

“Sana uzuuuuuuun zaman önce, BAKTIĞIMIZDA sözcüğüne takıldığımı söylemiştim. Epeyce gülmüştük:
‘Baktığımızda borsanın düştüğünü görüyoruz.’
‘Bakmadığımızda borsanın düştüğünü görmüyoruz.’

‘Baktığımızda Fenerbahçe bu maçı alır.’
‘Bakmadığımızda Fenerbahçe bu maçı alamaz.’
 
Neden bu sözcüğü kullanır olduğumuzu buldum; ama o günden bugüne seninle karşılaşmadığımız için söyleyemedim. Bu sözü dilimize, hava durumu sunucuları soktu… Nasıl, dersen, onlar her zaman, ‘Baktığımızda Marmara Bölgesi …..’ falan diye başlıyorlar bilgi vermeye… Çünkü, hem kendileri bakıyor hem de biz bakıyoruz ekrana. Dedikleri de çıkıyor…
 
Sen ne dersin?”

Yakınımı kıskanmadım, desem yalan olur… Kısa bir yanıtla geçiştirdim:

“Fevkaladenin fevkinde” demem, “ulan ben niye düşünemedim” derim.

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

Sözlüklerle Aramız Ne Kadar İyi?

 

Şemseddin Sâmi`ye Kulak Vermek…

 

Yetkin bir sözlüğü olmayan dil, doğal varlığı demek olan sözcüklerini günden güne yitirerek kendi varlığıyla bir şey anlatamayacak denli darlaşır.

 

Bu yargının ortaya konuşunun üzerinden yüz yıldan çok zaman geçti: Şemseddin Sâmi, Kaamûs-u Türkîsi’nin İfâde-i Merâm başlıklı önsözünde dile getiriyor. Söylemeye gerek yok, pek doğal olarak bu sözcüklerle değil… Şemseddin Sâmi, bir sözlük adında, sekiz yüz kırk iki yaş büyüğü Kaşgarlı Mahmut’tan sonra Türk sözcüğünü kullanan belki de ilk kişi. Pek dikkat çekici değil mi? Bu yönden de önceli sayılması gereken Kaşgarlı’nın Dîvân-ı Lügâtit Türkü’nden sekiz yüz yirmi dokuz yıl sonra, 1901’de yayımladığı bu sözlüğü için bakın ne diyor: 

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark