Anayasa, Konsensus vs…

Yazı Yazmak İçin Bahane

 

 

Benim şu üst çapraz komşum iyidir hastır da zaman zaman aklını bir şeylere takar ve o zaman çekilmez bir ihtiyar olur. Örnek mi? Bir ara, Türkçesi ya da Türkçede yerleşmiş karşılığı olan yabancı sözcük kullanılmasına deli oluyordu. En çok da ‘konsensus’ lafına… Her nedense… Sonra sonra bu durumlara alıştıydı. Sanırım, bu alışmada şöyle bir ortak yargıya varışımızın payı büyüktür: “İnsanlar, genellikle, ‘ne kadar bilgili, ne kadar uzman, yabancı yayınları ne kadar da günü gününe izleyen’ birisi oldukları izlenimini yaratmak için böyle yapıyorlar; engel olamayız”. İşin hoş yanı, böyle yapanlar, genellikle sözcüklerin kimini İngilizcedeki, kimini de Fransızcadaki söylenişleriyle kullanıyorlardı. Niye? Uzun süre Fransız kültürü aşılanmaya çalışılmış bir toplum dünyanın gidişatına uyup Amerikancılığa yönelmişti de ondan… Bu kanaatimizi de bir yere yazdıktan sonra şöyle bir örnek oluşturup gülmüştük: “Bu finansal enstrümanlardan hangisinin realize edileceği, tüm opsiyonlar dikkate alınmak suretiyle, direkt olarak menicmınt departmanımıza bağlı olan …..”

 

İşte böylecene ‘Türkçesi ya da Türkçede yerleşmiş karşılığı olan yabancı sözcük kullanma’ konusunu rafa kaldırmıştık. Eh, n’apalım, varsın birileri de böyle tatmin olsundu… Üstelik, biz de zaman zaman böyle şeyler yapar olmuştuk… İdare edip gidiyorduk.

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

‘Osmanlıca Mecburi Ders Olmalı!’

Var mıyız Yok muyuz?

 

 

Okumamış olan vardır, diye söylüyorum, Alev Alatlı, ‘Schrödinger’in Kedisi’ romanının birinci kitabı ‘Kâbus’ta, dil ve algı yitimine uğramış bir toplumun öyküsünü anlatır. ‘Afazik’ bir toplumun… Yazar, bu dil ve algı yitimi olgusunu, bir tıp terimine, ‘afazi (Fr. aphasie,  İng. aphasia)’ sözcüğüne yüklediği özel anlam bağlamında anlatır, irdeler.

 

Bir hastalık olarak afazinin dilimizdeki karşılığı, sözyitimi, konuşma yitimi. Beyindeki bir bozukluktan kaynaklanan bu hastalıkta kişi, sözcükleri seslendiremez ya da anlamlandıramaz; ya da her ikisi birden… Bazen de, hasta ağzını oynatıp birtakım sesler çıkarabilse de sözcük oluşturma yetisinden yoksundur.

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

İşin Türkçesi…

 

O Laflarım Boşuna Değildi

 

 

Dilimiz konusunda kafa yoran bir dostum, ‘Hürriyet’in İngilizcesi başlıklı yazımda, Hurriyet Daily Newscular’a yazım kılavuzlarından söz edişime pek anlam veremediğini söyledi. Özetle, “Adamlar İngilizce bir şeyler yapıyorlar, sen onlara Türkçenin yazım kuralları konusunda kaynaklardan dem vuruyorsun” diyor.

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

Bir Kavramı Adlandırmak

 

Kavram Kavram İçinde…

 

 

Yeni bir sözcük ortaya koyma gereksemesi, çoğu zaman, el dilinden sözcüklere karşılık bulma ya da yeni bir sözcük oluşturma isteğinden kaynaklanır, değil mi? Bunların çoğu da, somut varlıklara ilişkin adlar ile ad soylu başkaca sözcükler olur. Ender de olsa, bir nesnenin, bir duygunun ya da düşüncenin zihnimizdeki soyut ve genel tasarımını karşılamaya yönelik arayışlara da girişiriz; işte bu, bir kavramı adlandırma ya da tasarladığımız yepyeni bir kavrama ad bulma işidir. Ve bir dili yetkin kılan niteliklerinden belki en başta geleni, o dilin kavramca da zenginliği olsa gerek. Kavramca yoksul bir dil, boş tenekeden başka nedir?

 

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

‘İnce Gömlek’in Düşündürdükleri

 

 

Zor İş… Ama Başarılabilir

 

 

Durum kötü… Diline sahip çıkmayı beceremezsek Türkçemiz gitti gider… Bu yuvarlanış karşısında, Türkçeyi dert edinenlerin genelağ ortamında toplaştığı yerler günden güne artıyor. Sevinilecek şey…

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark

Mehmet Akif’ten Konuşurken…

 

Akif’in Dili 

 

 

 

Bu içeriğin devamını oku »

  • Share/Bookmark