Dile Saygı

“Eyç-di-ay”dan “Ha-de-i”ye… (*)

Emre Yazman

Geçenlerde arabamda küçük bir hasar oldu. Servise götürdüm. Karşılayan görevli kaskomun hangi şirkette olduğunu sordu. “He-de-i Sigorta’da” dedim. Görevli “Heyç-di-ay Sigorta” diye düzeltti beni. “Evet, He-de-i Sigorta” diyerek onayladım görevliyi. Garibim, beni düzelttiğini sanırken kendi hatasının farkında değildi. Öyle ya, harfin adı ile temsil ettiği ses arasında bir bağlantı olmalıydı. Bu harf “he” sesini temsil ediyorsa adı da “heyç” olmalıydı ona göre, “eyç” de neydi ki. Fransızcadaki “aş”a “haş” diyenler de aynı güdünün etkisi altında böyle diyorlardı.

HBB televizyonuna hiç “eyç-bii-bii” demedim. NTV’ye hiç “en-tii-vii” demediğim gibi. Bu kanalların adı benim dilimde “he-be-be” ve “ne-te-ve”dir. Keza, AIG Sigorta’ya “ey-ay-cii” değil, “a-i-ge” demenin doğru olacağını düşünürüm ve öyle derim. Bir Türk sigorta şirketinin adı sözgelimi RSF Sigorta olsaydı anadili İngilizce olanlar bunu nasıl okurdu? Elbette “re-se-fe” diye değil, “ar-es-ef” diye kendilerine göre söyleyeceklerdi. Peki, bizim yabancı dillerdeki adları kendimize göre okuma hakkımız niçin olmasın?

İhlas Sigorta’yı Almanlar satın aldığında şirketin adını HDI Sigorta yaptılar. Almanca sözcüklerin ilk harflerinden oluşan bu kısaltmayı nasıl okuyacaktık? Çoğunluk İngilizceye göre “eyç-di-ay” diye okusa da doğru olan bu muydu peki. Almanca bir ismin İngilizceye göre okunmasının nasıl bir gerekçesi olabilirdi? Bizce Türkçeye göre okunması doğru olurdu: “He-de-i” diye. Özgün dilinde okunuşu olan “ha-de-i”yi benimsemek de yadırganacak bir tutum olmazdı.

Bu içeriğin devamını oku »

Evet, Bu İşte Bir Terslik Var

‘Durumdan Vazife Çıkarmak’?

Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Yargıtay Başkanlar Kurulu ile Danıştay Başkanlar Kurulu’nu, yayımladıkları bildiriler dolayısıyla ‘durumdan vazife çıkarmak’la suçlamış. Basın-yayında yer alan haberlerden ben bunu anlıyorum. 

Öte yandan, ‘suçlamış’ sözcüğünü kullanışım, Sayın Başbakan’ın şu sözlerine dayanıyor: “… yargının başkanlar kurulu böyle bir açıklamayı ne Anayasa’dan ne kanunlardan aldığı yetkiyle değil, durumdan vazife çıkarmak suretiyle yapmıştır. Böyle bir şey olamaz. …” 

*

Bu içeriğin devamını oku »

Abecemiz

Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun

Yayın: Resmi Gazete
Yayım Tarihi ve Sayısı: 3/11/1928 - 1030
Numarası: 1353

Madde 1- Şimdiye kadar Türkçeyi yazmak için kullanılan Arap harfleri yerine Latin esasından alınan ve merbut cetvelde şekilleri gösterilen harfler (Türk harfleri) unvan ve hukuku ile kabul edilmiştir.

Madde 2- Bu Kanunun neşri tarihinden itibaren Devletin bütün daire ve müesseselerinde ve bilcümle şirket, cemiyet ve hususi müesseselerde Türk harfleriyle yazılmış olan yazıların kabulü ve muameleye konulması mecburidir.

Madde 3- Devlet dairelerinin her birinde Türk harflerinin Devlet muamelatına tatbiki tarihi 1929 Kânunusanisinin birinci gününü geçemez. Şu kadar ki: evrakı tahkikiye ve fezlekelerinin ve ilamların ve matbu muamelat cetvel ve defterlerinin 1929 Haziran iptidasına kadar eski usulde yazılması caizdir.
Verilecek tapu kayıtları ve senetleri ve nüfus ve evlenme cüzdanları ve kayıtları ve askeri hüviyet ve terhis cüzdanları 1929 Haziranı iptidasından itibaren Türk harfleriyle yazılacaktır.

Bu içeriğin devamını oku »

731 Yıl Önce Bugün

Türkçenin İlk Kez Resmi Dil Oluşu

Bugün, Karamanoğulları Beyi Karamanoğlu Mehmet Bey’in ünlü buyruğunu verişinin yıldönümü. Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277 tarihinde Konya’da yapılan bir toplantının sonunda Türkçenin resmi dil olarak kabul edildiğini duyurmuştu.Mehmet Bey, ulus olarak birlikte yaşamanın önkoşulunun dil birliği olduğu inancındaydı.

Mehmet Beyi’in bu kararının önemi, o tarihlerde Selçuklular’da devlet işlerinde Arapça, yazın alanında Farsça kullanıldığı, Türkçenin ise, ancak günlük işlerde kullanılan bir dil olarak kıyıda kalmış olduğu göz önüne alındığında çok daha iyi anlaşılıyor.

*
Günümüzde, Mehmet Bey’in tam tersi işler yapanlar var. Onun düşüncesini tersinden değerlendirirelim: Bir ulusu birlikte yaşayamaz duruma sokmanın önkoşulu, dil birliğini bozmaktır.

Bu içeriğin devamını oku »

Enkırmenlerimiz Bu İşe Ne Der?

Türk Dil Kurumu’nun Çalışmaları

 
 

6 Mayıs günü basın-yayında ‘neşeli’ bir haber vardı: Dil Kurumumuz’un (TDK’nin) habercilerin kullanmasını önerdiği kimi sözcüklere ilişkin bir haberdi bu. ‘Neşeli’ diyorum, çünkü, ‘alaya alınan’ demek elimden gelmiyor… Evet, haberin içeriği açıkça alaya alınıyordu; özellikle de tevelerimizde…

Haberin özü ise şuydu: TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, gazetecilerin, kullandıkları Türkçe sözcüklerle topluma örnek olması gerektiğini belirterek bu düşünceyle, Türkçe karşılıkları olmasına karşın basın-yayında çokça kullanılan yabancı sözcüklerin yer aldığı bir kılavuz hazırladıklarını duyurmuş. Akalın, “Medya çalışanlarınının duyarlılığı ile hedefimize ulaşacağımızı düşünüyorum” demiş.

Hemen birkaçına göz atıyorum TDK’nin salık verdiği sözcüklerin:

Bu içeriğin devamını oku »

Magazine Takılmanın Sakıncası

Sorunsal Bir Durum

Bu içeriğin devamını oku »