Gerçekler Ayrıntıda Gizlidir

Geçen gün arkadaÅŸlarla…

Seda Arun

- Merhaba.

- Merhaba.

- Nasılsın?

- İyiyim, sen nasılsın?

- Ben de iyiyim.

- İyi olduğuna sevindim.

- Ben de senin iyi olduÄŸunu sevindim.

                                                    img_7492_queen_nefertiti_lapis_blue_200.jpg

- Geçen gün arkadaÅŸlarla…

- Ne gün?

- Önceki gün…

- Salı mı?

- Galiba pazartesi…

- O zaman önceki gün değil, önceki günden bir gün önceki gün. Yani pazartesi gününden söz ediyorsun. Evet dinliyorum, sonra?

- Pazartesi günü çocuklarla..

- Kimlerle?

- Bizim çocuklarla…

- Hangi sizin çocuklar? Siz kimsiniz? Çocuklarınız kimler? O zaman bizim de çocuklarımızın olması gerekir ki, bu cümle hem kuruluşu hem de anlamı açısından iki kere yanlıştır. Tekrar kurar mısın cümleni? Şimdi devam edebilirsin.

- Fakülteden çocuklarla…

- Önerilerimi göz önünde bulundurmaya özen gösterebilir misin? ÇocuÄŸun anlamı baÅŸka, arkadaşın anlamı baÅŸkadır. Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü’nde çocuÄŸun anlamı insan yavrusu, bir ana babanın yaptıkları yavru, evlât anlamında verilmiÅŸtir. Yine aynı sözlükte arkadaşın anlamı ise, bir iÅŸte birlikte bulunanlardan her biri diye verilmiÅŸtir. Kullandığın kelimelerin anlamlarının ne olduklarını bilmen gerekir. BilmediÄŸin takdirde her zaman böyle yanlışlıklar yapabilirsin.

- Pazartesi günü fakülteden arkadaÅŸlarla…

- Cümleye, “Pazartesi günü fakülteden arkadaÅŸlarımla” diye baÅŸlarsan daha doÄŸru olur. Çünkü onlar senin arkadaÅŸların, öyle deÄŸil mi?

- Pazartesi günü fakülteden arkadaÅŸlarımla…

- Sözünü edeceğin arkadaşlarını ben tanıyor muyum?

- Korhan, Emir, Ebru, Pınar, Tolga canım.

- Korhan’ı, Emir’i, Ebru’yu, Pınar’ı Tolga’dan daha az seviyormuÅŸsun gibi bir ifade kullandın. Tolga canın da, Korhan, Emir, Ebru, Pınar senin için o kadar önemli deÄŸillermiÅŸ gibi anladım. DoÄŸru mu anlamışım?

- “Canım”ı öylesine kullanmıştım.

- Hiçbir kelimeyi “öylesine” kullanamazsın. Her kelimenin bir anlamı vardır. Kelimeleri kendi anlamı içinde kullanmalısın. Ayrıca gereksiz yere kullandığın “öylesine” kelimesinin anlamı nedir sence? Sen bunu hangi anlamda kullandın?

- Hiiiiiç.

- EÄŸer “öylesine”yi “hiç” anlamında kullandıysan “canım’ı hiç kullanmıştım” demiÅŸ olursun ki bu cümlenin anlamı yoktur. Yanlıştır. Kurallara aykırıdır. Söylemek istediÄŸini anlayabilmem için yeniden kurar mısın cümleni? Kullandığın kelimelerin anlamlarına da biraz daha dikkat edersen sevinirim.

- Pazartesi günü fakülteden arkadaÅŸlarım Korhan, Emir, Ebru, Pınar, Tolga ile BeyoÄŸlu…

- BeyoÄŸlu’nun neresinde?

- Taksim’de…

- Neden BeyoÄŸlu diyorsun o zaman? Tünel’den Taksim’e kadar BeyoÄŸlu. Önce BeyoÄŸlu, arkasından Taksim diyorsun. Taksim baÅŸka bir semt. Bir karar ver istersen. Taksim’in neresinde?

- Belçika KonsolosluÄŸu…

- Yine olmadı. Belçika KonsolosloÄŸu, Sıraselviler Caddesi’nin başı. İlk Yardım Hastahanesi’ne giden Cihangir yolunun başındaki Belçika KonsolosluÄŸu demen daha doÄŸru olur. Evet..

- Oralarda bir yerlerde…

img_7315_queen_of_night_200.jpg

- Yine olmadı. BuluÅŸma yeri, doÄŸru olarak belirtilmedikten sonra herkes birbirini baÅŸka baÅŸka yerlerde bekler. BuluÅŸma yerinin doÄŸru olarak belirlenmesi gelecek kiÅŸiler için çok önemlidir. BuluÅŸma yerinin, saatinin belirlenmesi sırasında dikkat edilecek noktalar vardır. Dikkat edilecek noktaların başında, buluÅŸulacak yerin herkes tarafından bilinen yerler olmasına özen gösterilmesi gelir. Herkes tarafından bilinen yerlerde buluÅŸmak, gelenleri ‘arama’ denen sıkıntılı duruma düşürmeyeceÄŸi gibi, gereksiz yere de zaman harcamış olmayacaklardır. Bu zaman kazancı, herkesin keyfine keyif katacaktır. Bu durum göz önüne alındığında gelenlerin ne kadar mutlu olduÄŸunu düşünmeye gerek var mı bilemiyorum? Bu mutluluk, yenecek yemeÄŸe, içilecek içkiye de yansıyacağı için unutulmaz bir gece toplantısı yaÅŸanacak demektir. Düşünsene bir kere, saatlerce nerede buluÅŸacağını arayan birinin kaybettiÄŸi zamanını, bu zaman kaybından doÄŸan gerginliÄŸini. Bütün bu söylediklerimi dikkate alarak devam etmeni bekliyorum.

- Kemancı’nın giriÅŸinde…

- Söylediklerimi dinlemiyorsun sanıyorum. O zaman neden konsolosluk diyorsun? Kemancı baÅŸka bir yer, Konsolosluk baÅŸka bir yer. EÄŸer o gün ben de gelecek olsaydım, Belçika KonsolosluÄŸu’nun kapısına sırtımı vererek elimdeki kitabı okuyor olabilirdim. Sizler Kemancı’nın önünde buluÅŸtuÄŸunuzda, benim sizi görmem olanaksız olurdu. Aynı ÅŸey sizler için de geçerli. Siz de beni göremezdiniz. Bunu hiç düşünmedin mi?

- Kemancı ile konsolosluk arasındaki boÅŸlukta…

- Nereden çıktı şimdi bu boşluk? Ben sana yardımcı olmaya çalışıyorum. Sen benden yardım almamakta direniyorsun. Umarım boşluk çok büyük değildir.

- BoÅŸluk dediÄŸim, yıllardır boÅŸ duran apartmanın kapısının önünde…

- Buraya kadar anlattıklarından, arkadaşlarınla buluşmak istemediğin duygusunu sezdim. Bu kadar karışık bir buluşma yerine ne gerek var ki? İyi ki ben yokmuşum o gün.

- BuluÅŸmak üzere…

- Saat kaçta?

- Altı gibi.

- Altı, bir sayıdır. Sayılar kesindir, somuttur. Eğer sana bir renk sormuş olsaydım, sarı gibi, kırmızı gibi diye yanıtlayabilirdin. O bile uygun değil ama neyse. Bu kadar anlamsızlığın yanında renkler konusundaki yanlış tanımlamalarını kabul edebilirmişim gibi geldi birden. Sorduğuma kesin bir yanıt vermelisin. Ne demek altı gibi? Altıya yirmi beş mi var, altıya on mu var, altıyı beş mi geçiyor, altıyı yirmi mi geçiyor? O kadar geniş  bir zaman diliminden söz ediyorsun ki. Bak, benim gibi birini bile şaşırtıyorsun yanlış konuşmalarınla. Saat altı dendiği zaman sabahın ilk saatleri anlaşılır. Ama sen akşamdan söz ediyorsun. O zaman on sekiz demen gerekir.

- Saat on sekizde Tek Meyhanesi’ne…

- Tek Meyhanesi olmaz. Yanlış. Tek Tek olabilir. Tek Tek, zaten meyhanelere konan bir isim haline geldi. Tek Birahanesi desen olurdu.

- Haklısın, gideceğimiz yerin adı zaten Tek Birahanesi.

- Bak gördün mü, sen daha gideceğin yerin adını bile bilmiyorsun. Şu konuşmada ben olmasaydım, senin yanlışlarını düzeltmeseydim sen de yanlış yere gidecektin.

- Tek Birahanesi’ne gitmek..

- Nerede bu Tek Birahanesi?

- Buluşacağımız yerin karşısında.

- Anlatmaya çalıştığın buluÅŸma öyküsünün sonunu çok merak ediyorum zaten, bakalım buluÅŸabilecek misiniz? Elimde olmadan “BuluÅŸamayacağımız yerin karşısında” desen daha iyi olur diye düşünüyorum.

- Tek Birahanesi’ne gitmek üzere sözleÅŸmiÅŸtik.

- Ne zaman sözleşmiştiniz?

- Geçen hafta…

- KonuÅŸmanın başından beri seni dikkatle dinliyorum. Ama sen benim anlayamamam için elinden geleni yapıyorsun. KonuÅŸmalarından aynı gün sözleÅŸmiÅŸsiniz sandım. Söylediklerinden öyle anlaşılıyor çünkü. Oysa sözleÅŸtiÄŸiniz gün geçen haftaymış. Kendi çabamla, güçlükle ancak ÅŸimdi öğrenebiliyorum bunu. SözleÅŸtiÄŸiniz günü de, konuÅŸmanın başında belirtmek zorundaydın. Hatta bunu ilk önce belirtmen gerekirdi… Beni yanılttın. Seni dinlerken düşündüğüm her ÅŸeyin yeri deÄŸiÅŸti.

- Geçen hafta cuma günü, üç gün sonraki pazartesi…

- Birdenbire cuma günü gündeme geldi. Deminden beri konuşuyoruz da neden cumadan şimdi söz ediyorsun? Demin söylediğim gibi konuşmanın başında sözleştiğiniz günün cuma olduğunu söyleseydin, anlattıklarını algılamamda bir sorun olmayacaktı.

- Senin için önemli olduÄŸunu nereden bileyim ki…

- Benim için her şey aynı önemdedir. Bunu sakın unutma.

- Geçen hafta cuma günü, üç gün sonraki pazartesi günü…

- Yine yanlış konuşuyorsun. Buluşmayı düşündüğünüz saat için günün hangi zaman diliminden sözettiğini açıkça belirtmek zorundasın. Konuşmamızın başında seni uyarmıştım. Pazartesi günü değil pazartesi akşamüzeri saat on sekiz demen en uygunu bence. Cümleni şimdi yeniden kurar mısın?

                                                                  img_7492_queen_nefertiti_lapis_blue_200.jpg

- Geçen hafta cuma günü, üç gün sonraki pazartesi akÅŸamüzeri saat on sekizde fakülteden arkadaÅŸlarım Korhan, Emir, Ebru, Pınar, Tolga ile Sıraselviler Caddesi’nin başındaki Kemancı ile Belçika KonsolosluÄŸu’nun arasında yıllardır boÅŸ duran binanın kapısının önünde, buluÅŸtuÄŸumuz yerin hemen karşısındaki Tek Birahanesi’ne gitmek üzere sözleÅŸmiÅŸtik.

- Bu kadar basit bir cümleyi kurabilmek için sen de ben de ne kadar yorulduk. Sonunda başardık. Peki, bunca karışıklığa rağmen gidebildiniz mi?

- Evet gittik. Bugün de oraya gideceğiz. Sana da gel diyecektim.

                   img_7315_queen_of_night_200.jpg 

- Gelmeyi ben de çok isterdim ama, son sınıfını okuduÄŸum İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden sınıf arkadaÅŸlarım BeÅŸiktaÅŸ’ta oturan Terim ve Kerim Kayıkçı isimli ikizler, Ortaköy’de oturan Ali Necmi BaÅŸoÄŸlu, Kadıköy Caddebostan’da oturan Yalçın Kaya Korkmaz’la Hasan Cezmi TaÅŸ, Kadıköy Bostancı’da oturan Orkun Taran, Bakırköy Bahçelievler’de oturan Hatice DoÄŸa Sümbül ve Emine Leyla Ekinci, Etiler’de oturan Ebru KoÅŸul, Bakırköy İncirli’de oturan Aydan Ayacı, Büyükdere’de oturan Jale NiÅŸ, Ataköy 5. Kısımda oturan Nilüfer Saygın, oturduÄŸumuz apartmanın dördüncü katındaki sekiz numaralı dairede halasıyla birlikte yaÅŸayan, halen İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesi ikinci sınıfında okuyan Zeynep Arsın, annemin İstanbul Teknik Üniversitesi İnÅŸaat MühendisliÄŸi’nden sınıf arkadaşı Selma teyzenin BoÄŸaziçi Üniversitesi Bilgisayar MühendisliÄŸi’ni geçen yıl bitiren kızı Sema Gök, Sema’nın Ankara Üniversitesi Ormancılık Fakültesi’ni üç yıl önce bitiren erkek arkadaşı Bülent Tayru, Bülent’in İzmir 9 Eylül Üniversitesi Kalp ve Damar Cerrahisi’nde doktor olan ablası Tülay, Tülay’ın aynı üniversitede Hematoloji Anabilim Dalı BaÅŸkanı olan kocası Kenan A. Kara ile her ayın ikinci perÅŸembe akÅŸamüzeri saat 17.20′de Tepebaşı’ndaki Amerikan KonsolosluÄŸu’nun yanında bulunan Öğretmenler Lokali’nde buluÅŸup sohbet ediyoruz. Birazdan onlarla buluÅŸacağım. Gidip onların da doÄŸru konuÅŸmalarına yardımcı olmam gerekiyor. Ama bundan sonraki buluÅŸma yerini, gününü, saatini kararlaÅŸtırabilirseniz ilk fırsatta sizlere de yardımcı olacağıma söz veriyorum.

6 Haziran 1999, Bodrum

_______________

Yazar Hakkında

Seda Arun, kendisini şu sözlerle anlatıyor:

“27 Haziran 1947′de İstanbul’da doÄŸdum.

Babaannem, babateyzem, Nini, ÅŸiÅŸman teyze, Fahire hala, Hatçanım teyze, halam, annem, babamla, büyükbüyükdedemin Acıbadem’deki büyük, bahçeli evinde büyük bir çocukluk yaÅŸadım.

İlkokulu Kadıköy Kız Koleji’nde, ortaokulu Özel Marmara Koleji’nde, liseyi Üsküdar Özel Türk Kız Koleji’nde okudum. İktisadî Ticarî İlimler Akademisi ile İÜ Fen Fakültesi Yüksek Matematik Bölümü’ne devam ettim. Nusret Suman Heykel Atelyesi’nde bir yıl misafir talebe olduktan sonra sınavlara girmedim.

Üç çocuÄŸum, üç torunum var. 1994 yılından beri Bodrum’da oturuyorum.”

Seda Arun’un, Ben de Ben (özyaÅŸamöyküsü, Bilesim Yayıncılık, 2004) ve Kıyılara Kaçan Kadınlar (yaÅŸam öyküleri derlemesi, BileÅŸim Yayıncılık, 2004) adlı kitapları var.

© 2008 sarun-İLGİLİK

İLGİLİK’in notu: Öykünün üstbaÅŸlığı, bu alana özgü olarak Yöneticimiz tarafından konmuÅŸtur. 

RSS besleme.Bu yazı için · Geri İzleme URL

Yorum yap