İzmit’in KurtuluÅŸu
Haziran 28th, 2008 at 14:49 (BaÅŸkaca (DY))
Bugün Günlerden 28 Haziran…
‘57 seçimleri geride kalmış… Ülke, ‘Vatan Cephesi’ çığırtkanlığı eÅŸliÄŸinde hızla 1960′a koÅŸuyor…
İstanbul’dayız… Babam, çocuk kitapları yayımcılığına soyunmuÅŸ… Kâğıt almak için sık sık İzmit’e gidiyor. Öyle her isteyene kâğıt yok; bir sürü iÅŸlem gerekiyor… Karaborsacıların cirit attığı bir ortamda ‘kâğıt tahsisi’ denen belgeyi çıkarabilmek her babayiÄŸidin harcı deÄŸil.
Åžimdi anımsamaya çalışıyorum, İzmit’ten piÅŸmaniye de getirir miydi babam? Bunu bilmiyorum… Ama kâğıdımıza kısa sürede kavuÅŸuruduk. Hiç eli boÅŸ dönmediydi rahmetli…Â
‘İzmit’ adı evimizde iÅŸte bu koÅŸuÅŸturmalar dolayısıyla duyulmaya baÅŸlamıştı. Pek merak ediyordum İzmit nasıl bir yer diye… Ve SEKA’yı…
*
İzmitli olarak tanıdığım tek kiÅŸi Vefa Lisesi’nden bir arkadaşımdı. DenizciliÄŸimizin en acı olaylarından Üsküdar vapuru faciasını yıllar sonra bir de onun aÄŸzından dinlemiÅŸtim. Olay bir kaza deÄŸildi; “geliyorum” diyerek göz göre göre meydana gelmiÅŸti… Bu niteliÄŸiyle bir ‘trajedi’ydi… Perde, 1 Mart 1958 günü Körfez’in soÄŸuk sularında kapanmıştı…
Günlerden cumartesiydi ve yaÅŸamlarını yitirenlerin büyük çoÄŸunluÄŸu, İzmit’teki okullarından evlerine dönen öğrencilerdi.
*
Gel zaman git zaman, kader, içinden tren geçen bu memlekete savurdu beni. Yıl 1963. GeliÅŸ o geliÅŸ… Burada evlendim, burada baba oldum, burada ev edindim.
İzmit, trenini bir yana koyarsak, benim bildiÄŸim üç ÅŸeyiyle bilinirdi: birincisi SEKA, ikincisi piÅŸmaniye, üçüncüsü de saat kulesi… Bunlardan tren artık ÅŸehrin göbeÄŸinden geçmiyor; SEKA kapandı gitti; piÅŸmaniyesi, biçim deÄŸiÅŸtirmesi yetmezmiÅŸ gibi insanın boÄŸazını yakar oldu, bir de elde ağızda çirkin bir yaÄŸ kokusu bırakıyor; saat kulesi derseniz, eh iÅŸte idare edip gidiyor.
Saat kulesi yıllara göğüs geriyor…Â
Söz madem buralara geldi, SEKA’yı iki sözcükle geçiÅŸtirmek olmaz. Önce, 27 Ocak 2005 tarihli bir haber:
«Bir tarih kapanıyor: SEKA
KOCAELİ - Cumhuriyet tarihinin sembollerinden biri haline gelen İzmit’teki Türkiye Selüloz ve Kâğıt Fabrikaları A.Åž. (SEKA) bugün, saat 18.00′de kapanıyor. Fabrikayla bütünleÅŸmiÅŸ, birlikte geliÅŸmiÅŸ olan kent, sembollerini kaybetmenin hüznünü yaşıyor.
1936 yılında ürettiÄŸi ilk kâğıt, faytonlarla henüz bir kasaba görünümündeki kentin sokaklarında gezdirilmiÅŸ, bir bayram havası yaÅŸanmıştı. Fabrika binlerce insana iÅŸ kapısı olmasının yanı sıra sosyal yaÅŸamı da geliÅŸtirdi. İzmit’te ilk spor kulübü SEKA ile kuruldu.
Cumhuriyet’in gururu
SEKA İzmit Kâğıt Fabrikası’nın temeli 1934′te İsmet İnönü tarafından atıldı. Genç Cumhuriyet, kâğıt üretiminde tamamen yurt dışına bağımlıyken, SEKA 18 Nisan 1936 günü ilk kâğıdını üretti.
İnsanlar, ilk kâğıdı yüzlerine sürüyor, hatıra olarak saklıyordu. Fabrika, 1945′te 20 milyon liralık maddi varlığıyla ülkenin üçüncü büyük sanayi kuruluÅŸu oluyordu. 1950′li yıllarda Türkiye tuvalet kâğıdıyla SEKA sayesinde tanıştı.»
SEKA’nın geçmiÅŸine iliÅŸkin bir bilgiyi de ben ekleyeyim, bir zamanlar sıtmadan kırılan İzmit, bu illetten, SEKA’nın yürüttüğü savaşım sonucunda kurtulmuÅŸtur. Bu çalışmaları, İzmit’in MaÅŸukiye Köyü’ndeki öğretmenliÄŸim sırasında kiracısı olduÄŸum rahmetli Mukadder Bey Amca anlatmıştı bana. Mukadder Dölen, SEKA’nın sivrisinek savaşımının başında çalışmış muhterem bir kiÅŸiydi.
Şimdi de işin görünen son durumuna bir göz atalım:
«SEKA’da ‘mutlu’ son: İşçi fabrikayı verip iÅŸ aldı Â
SEKA’daki 51 günlük eylem fabrika ve işçilerin İzmit BüyükÅŸehir Belediyesi’ne devriyle son buldu. SEKA işçisi bugün için mutlu, yarın için ise kaygılı
SEKA İzmit İşletmesi  arazisi, binaları, makineleri ve 706 çalışanıyla İzmit BüyükÅŸehir Belediyesi’ne devredildi. Önceki gece Türk-İş Genel Merkezi’nde varılan mutabakat, İzmit SEKA’da işçilerin oylaması sonrası kabul edildi.
Hükümetin önerisi önce tereddütle karşılandı. Ancak Selüloz İş BaÅŸkanı Ergin Alsan ve İzmit Åžube BaÅŸkanı Adnan Uyar’ın işçilere yaptığı açıklamaların ardından kaygılar giderildi. SEKA işçileri, kurumun İzmit BüyükÅŸehir Belediyesi’ne devredilmesini, 51 günlük mücadelenin zaferi olarak ifade ederken geleceÄŸe iliÅŸkin endiÅŸeler de sürüyor.
Hükümetle yapılan pazarlıklar sonucunda SEKA’nın arazisi, tesisleri, makineleri, iÅŸletme hakkı ve çalışanlarıyla birlikte İzmit BüyükÅŸehir Belediyesi’ne devredilmesi kararına varıldı. …..
Fabrika arazisi park haline gelecek, işçiler Belediyede çalışacak.»
*
SEKA’nın bu hüzünlü sonu, ‘özelleÅŸtirme’ denen ÅŸeyden de söz etmeyi gerektiriyor. Hemen belirteyim, ‘özelleÅŸtirme’, kuramlarıyla olsun uygulamalarıyla olsun ekonomi deryasında bir uzmanlık alanı. Dolayısıyla, herkesin bu konuda yeterli bilgiye sahip olması beklenemez. Benim de yok… Siyaset de böyle… Ama ne var, herkes ekonomiden de siyasetten de nasibini alıyor… YaÅŸantımız bu iki olgudan da soyutlanamaz; bunlardan iyi-kötü etkileniyoruz.
Bu konuda bir ÅŸeyler söylemeyi sonraya bırakıp iÅŸin uzmanı ne diyor, önce ona bakmak doÄŸru olur. Ben de Nursel Öztürk‘ün* ÖzelleÅŸtirme Ders Notları ‘nı okumaya baÅŸlıyorum. Altını çizdiÄŸim ilk satırlar ÅŸunlar:
«I- ÖZELLEŞTİRME İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER
…..
B. Özelleştirme
1- Kavram Olarak Özelleştirme :
ÖzelleÅŸtirme (privatization) sözcüğü ilk defa 1983 yılında Webster’s New Collegiate Dictionary’nin 9. baskısında yer almış ve ‘özel hale getirmek, sınai veya ticari hayattaki denetim ve mülkiyeti, kamu kesiminden özel kesime aktarmak’ olarak tanımlanmıştır. Sözcüğün ilk kullanılışı ise, Peter F. Drucker’ın 1969 yılında basılan ‘The Age of Discountinuity’ isimli eserinde ‘reprivatization’ ÅŸeklinde olmuÅŸ, 1976 yılında ise Robert W. Pooe bu terimi, ‘privatization’ olarak kısaltmış ve ‘Reason Foundation’ isimli çalışmasında kullanmıştır.
ÖzelleÅŸtirme ilk defa 1979 yılında İngiltere’de Muhafazakâr Partinin seçim manifestosunda yer almış, ilk özelleÅŸtirme uygulamaları da (Åžili uygulaması hariç tutulacak olursa) yine İngiltere’de Muhafazakâr Parti döneminde gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Daha sonra Kasım 1980′de ABD’de baÅŸkanlık seçimlerinin Ronald Reagan tarafından kazanılması ile uygulama dünyaya ihraç edilir hale gelmiÅŸtir.
Özelleştirmeyle ilgili olarak sayısız kitap, makale vb. yayınlanmış olup, bunların hemen tamamında ortak olan noktalar tanımına ve uygulama yöntemlerine ilişkindir. Özelleştirme dar ve geniş anlamlı olarak tanımlanmaktadır.
ÖzelleÅŸtirme dar anlamıyla, ‘mülkiyeti ve yönetimi kamuya ait olan iktisadi üretim birimlerinin özel sektöre devri’ olarak tanımlanmaktadır. Bu devir, genel olarak ya iktisadi birime ait hisse senetlerinin halka arzı yoluyla ya da iktisadi birimin bir bütün olarak (blok satış) kiÅŸi ya da kurumlara satışıyla gerçekleÅŸmektedir. Bu çerçevede, tarihin çeÅŸitli dönemlerinde hemen her ülkede, kamu mülkiyetindeki birimlerin, özel sektöre devri söz konusu olduÄŸu halde, bu devirlerden hiç birisi ‘özelleÅŸtirme’ olarak adlandırılmamıştır. ÖzelleÅŸtirme, basit bir mülkiyet veya yönetim transferinin ötesinde, bütün bir iktisadi organizasyonu, serbest piyasa mekanizmasına göre iÅŸleyen yapıya kavuÅŸturmak ve bunun için gerekli dönüşümü saÄŸlamaktır. Bütün bu unsurlar ise özelleÅŸtirmenin geniÅŸ anlamda tanımında yer almaktadır.
Geniş anlamda özelleştirmede, mülkiyet devrinin yanı sıra, bu tür kuruluşların özel kesime kiralanması, kamu kesimi tarafından üretilen mal ve hizmetlerin finansmanının özel kesimce sağlanması, yönetimin özel kesime devri, mal ve hizmet üretimindeki kamusal tekellerin kaldırılması ve kurumsal serbestleşme de özelleştirme kavramı içinde yer almaktadır.
Bu çerçeve içinde özelleÅŸtirme bir bütün olarak devletin iktisadi faaliyetlerinin sınırlandırılmasını ve ekonomide piyasa güçlerinin etkili kılınmasını ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. ÖrneÄŸin Türkiye’de çay ve tütün tekellerinin ortadan kaldırılması, bu alana özel sektörün de girmesini saÄŸlayacak yasal düzenlemelerin yapılması, geniÅŸ anlamda bir özelleÅŸtirme örneÄŸidir. Yine KİT’lerde belirli iÅŸlerin (temizlik, yemek ve hatta üretime yönelik bazı iÅŸlerin) ihale yoluyla özel giriÅŸime bırakılması da bu anlamda özelleÅŸtirme olmaktadır. İmtiyaz devri, yönetim devri, kiralama yöntemi, gelir ortaklığı yöntemi vb. yöntemler geniÅŸ anlamda özelleÅŸtirme kapsamına girmektedir.
……»
Sayın Öztürk’ün ders notları olabildiÄŸince geniÅŸ kapsamlı: özelleÅŸtirmenin amaçları, özelleÅŸtirme yöntemleri, dünyada özelleÅŸtirme uygulamaları; ülkemizin ekonomisine ve KİT’lere iliÅŸkin bilgiler, deÄŸerlendirmeler; ülkemizde özelleÅŸtirme konusunda yapılan yasa düzenlemeleri, iÅŸlerin yürütülmesi için oluÅŸturulan yönetimsel kuruluÅŸlar, uygulamalar; özelleÅŸtirme uygulamalarına karşı açılan davalar… Ve geliyorum çalışmanın son bölümüne:
«DEĞERLENDİRME
1980′li yıllardan itibaren, dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde baÅŸlatılan özelleÅŸtirme uygulamaları, her ülkeye uygulanabilecek tek özelleÅŸtirme yöntemi olmadığını, ülkelerin ekonomik, sosyal yapı ve gereksinimlerine göre uygulamanın biçimlenmesi gerektiÄŸini ortaya koymuÅŸtur.
Tekelleşmeyi önleyici ayrıntılı düzenlemeler yapılmadan, fiyat, üretim, yatırım gibi konularda bağımsız düzenleyici kurumlar oluşturulmadan, ülkenin gelişmişlik düzeyi, piyasaların yapısı, gelişmişliği, teknolojinin durumu, gelir dağılımı ve bölgesel gelişmişlik farkları gibi hususlar dikkate alınmadan, kısa dönemde bütçe açıklarını kapatmak için, devlete gelir sağlamayı hedefleyen, öncelikleri doğru belirlenmemiş bir şekilde özelleştirme yapılmasının, ekonomide yarardan çok zarar getireceği, özelleştirmenin finansörlerinden olan Dünya Bankası uzmanlarınca hazırlanan ülke raporlarında da zaman zaman dile getirilen gerçeklerdir.
Kamu ekonomik girişimciliğinin ve kamu müdahaleciliğinin özelleştirme ile son bulması beklenilmemektedir. Bunun en temel nedenlerinden birisi, toplum halinde yaşamaktan kaynaklanan gereksinimler ile özel sektörün kâr saikinin her zaman bire bir çakışmamasıdır.
Bazı sektörlerde optimal yatırım hacminin ve başlangıç masraflarının çok yüksek olması, özel sektörün gerekli sermaye donanımına sahip olmaması veya kâr marjını yeterli görmemesi gibi faktörler, bu alanlara devletin girmesini zorunlu kılabilmektedir.
Özelleştirme uygulamaları üzerine yapılan araştırmalar, yalnızca kamu mülkiyetinin, özel sektöre devrinin, ekonomide etkinlik ve verimliliği sağlamak için yeterli olmadığını göstermektedir.
Özelleştirme, bütün endüstri ilişkileri sistemine, en azından kısa dönemde olumsuz etkileri olan bir iktisadi politika aracıdır. Bu olumsuz etkinin uzun dönemde ortadan kalkması, özelleştirme ile beklenen amaçların gerçekleşmesi ile mümkün olabilecektir.
Türkiye ekonomisinde dönem dönem yapılan araştırmalar, piyasada tekelci eğilimlerin güçlü olduğunu ve genelde rekabetçi değil oligopolistik bir yapı bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenle, özellikle kamu tekellerinin özel tekellere dönüşümünü engelleyecek önlemlerin özelleştirme ile birlikte uygulamaya konulması gerekmektedir.
KİT’lerin satın alınması için kullanılan kaynakların, özel kesimde rekabete dönüşebilecek kaynaklarla rekabete girmemesi, dışlama etkisi yaratmaması gerekmektedir. Bu nedenle KİT’lerin özelleÅŸtirilmesinde, âtıl tasarrufları harekete geçirmeye olanak saÄŸlayacak ÅŸekilde, halka arz yöntemine ağırlık verilmesi gerekmektedir.»
Bütün bunlardan sonra, kendi adıma söyleyeceğim şunlar:
Ülkemizdeki özelleÅŸtirmelere bakınca, hele de yukarıdaki ders notlarını okuyunca, bu iÅŸin bizde anlaşılabilir bir yol ve yöntemle deÄŸil de bir mirasyedi tavrıyla yapıldığı anlaşılıyor. Neyimiz var neyimiz yok, hepsini küresel sermayenin dövizine çevirmekten öteye anlamı olmayan bir ÅŸey… Üstelik, bu yola özel kuruluÅŸlarımız da saptı… Sonuç, kendi ülkende yabancılaÅŸtırılmış bir ortamda nefes alamaz olmak.
Aha, deniz bitmek üzere: Telekom’du, İsdemir’di, limanlardı, denizcilik iÅŸletmeleriydi, Zirai Donatımdı, TüpraÅŸ’tı, ÅŸeker kuruluÅŸlarıydı, madenlerdi, maden iÅŸletmeleriydi, Sümerbank’tı, Etibank’tı, Tekel’di, SEKA’lardı, gübre kuruluÅŸlarıydı, et-balık-süt iÅŸletmeleriydi, enerji kuruluÅŸlarıydı, Emekli Sandığı’nın varlıklarıydı, … derken elde avuçta ne kaldı?
Yarın öbür gün 1 Temmuz… Yani, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nın 82′nci yıldönümü… Neyi nasıl kutlayacağız!?…
Muzaffer Hanım Küresel Fırtına yazısını hangi tümceyle bitirmiÅŸti? “Bu masal böyle bitmeyecek…” DoÄŸru söylüyor, evet, bu masal böyle sürmez… Sürmemeli!
*Â Â *Â Â *
İzmit’in SEKAsı, bu küresel fırtınadan pek benzeri olmayan biçimde kurtuldu… Hiç olmazsa ellere gitmedi; ÅŸimdilik yeÅŸil alan olma yolunda… Yarın ne olur, bilinmez… Â
*
BaÅŸa döneyim: Bugün 28 Haziran. İzmit’in düşman iÅŸgalinden kurtuluÅŸunun yıldönümü…
Mondros AteÅŸkes AnlaÅŸması’nın 7′nci maddesi düşmanlarımıza (BaÄŸlaşık Devletler’e) ülkemizin denizlerine, topraklarına yerleÅŸme hakkı tanıyordu. BaÅŸta İngilizler olmak üzere, Fransızlar, İtalyanlar, yanlarına Yunanlılar’ı da alarak bu anlaÅŸmanın imzalanmasından on üç gün sonra, 13 Kasım 1918′de, bu maddeye dayanarak savaÅŸ gemilerini İstanbul’a getirmiÅŸlerdi. Åžimdi sıra, öncelikle Marmara’nın kuzey kıyılarındaydı: BaÄŸlaşıklar, 17 Kasım’da irili ufaklı kırk sekiz parça gemiyi İzmit Körfezi’ne gönderdi.
İngilizler, bir yandan Körfez’in kuzey bölgesini iÅŸgal ediyor, öte yandan da burada kalıcı olmak amacıyla bölgenin budunsal yapısını deÄŸiÅŸtirmek üzere önemli gördükleri yerlere Rum göçmenler yerleÅŸtiriyordu.
İşgal hızla yaygınlık kazanıyordu…
Bu acılar yaÅŸanırken Mustafa Kemal‘in baÅŸkanlığındaki Heyeti Temsiliye’nin yolladığı güçler buraları denetim altına almaya baÅŸladı. Ankara’nın 24 /25 Haziran 1920 tarihli genelgesiyle bu bölgeyi de kapsayan Batı Cephesi Komutanlığı kurulmuÅŸtu. Mayıs ayına gelindiÄŸinde de, İstanbul Hükümeti’nin buradaki Kuva-i İnzibatiye Birlikleri Kuva-i Milliye’ce etkisiz hâle getirildi.
Bu arada Yunan Kuvvetleri de EskiÅŸehir’e kadar ilerlemiÅŸti. 6-11 Ocak 1921 günlerindeki savaÅŸların I. İnönü Zaferi’yle sonuçlanmasının ardından 26 Ocak 1921′de ‘Kocaeli Komutanlığı’ adıyla bir birlik kuruldu. II. İnönü Savaşı’na da katılan bu birlik, savaÅŸtan hemen sonra Kolordu haline getirildi. İzmit’in düşman iÅŸgalinden kurtulmasını saÄŸlayan iÅŸte bu birlik oldu. İzmit 28 Haziran 1921 günü üç yüzün üzerinde ÅŸehit verilerek kurtarıldı.
Ve ne acı, bu mutlu günü kutlamak üzere baÅŸladığım yazıya, ulusal deÄŸerlerimizin ‘özelleÅŸtirme’ etiketi altında haraç mezat satılıyor olmasının karanlığı çöktü…
İzmit’in düşman iÅŸgalinden kurtuluÅŸunun 87′nci yıldönümü kutlu olsun!
İnal Karagözoğlu
Yarımca, 28 Haziran 2008
_____________________
* Yüksek Denetleme Kurulu’nda baÅŸdenetçi olan Nursel Öztürk, alıntı yaptığım ÖzelleÅŸtirme Ders Notları adlı çalışmasını, bu kurula alınan denetçi yardımcılarına verilen eÄŸitimde yararlanılmak üzere 2004 yılında hazırlamıştı. Öztürk, bu görevi kapsamında ÖzelleÅŸtirme İdaresi BaÅŸkanlığı’nın sekiz yıl süreyle denetimini yaptı.
ÖzelleÅŸtirme İdaresi BaÅŸkanlığı’nın denetimini yaptığı dönemde özelleÅŸtirme konusuyla yoÄŸun biçimde ilgilendiÄŸini belirten Nursel Öztürk, ilk fırsatta, Türkiye ve Orta DoÄŸu Amme İdaresi Enstitüsü’ndeki mastır tezi olan KİT ve özelleÅŸtirme konulu çalışmasını günceleyerek kitaplaÅŸtıracağını söylüyor.
Öte yandan, ÖzelleÅŸtirme İdaresi BaÅŸkanlığı’nın denetimi 2006 yılında Kamu Mali Yönetimi Kanunu’yla Sayıştay’ın görev alanına alınmış bulunuyor.
© 2008 İK


