Lafı Dolandırmadan…
Haziran 5th, 2008 at 19:06 (Her Açıdan)
Kavganın Anlamı?
Lafı dolandırmaya hiç gerek yok: bu Cumhuriyet, bir ölünün mezara indirilmekte olan küllerinin diriliÅŸidir. Tarihte eÅŸi benzeri olmayan bir oluÅŸum… Mustafa Kemal’in önderliÄŸinde… Ve bu yeniden doÄŸuÅŸ, adıyla sanıyla Türkiye Cumhuriyeti, varlığını korumak amacıyla, tarihsel gerçekleri de göz önüne alarak birtakım ilkeler de koydu ortaya. Anlamını, içeriÄŸini ‘Cumhuriyet Devrimleri’ denen olguların belirlediÄŸi ilkelerdi bunlar. DuraÄŸan deÄŸil, hep ileriye doÄŸru geliÅŸen ilkeler…
Bugün, varlığını bu yeniden doğuşa borçlu olan kimilerinin onunla hesaplaşmasına tanık oluyoruz. Bu durum, görünüşte, bir evladın anasını babasını reddedişiyle eş bir anlam taşıyor.
Bakalım öyle mi?
Önce, niye ret, ona bakalım:
Kimilerinin Cumhuriyet’le hesaplaÅŸmasında görünen somut neden, DışiÅŸleri Bakanı Ali Babacan’ın 28 Mayıs 2008 günü Avrupa Parlamentosu’nda dile getirdiklerinden anlaşıldığı kadarıyla, ‘Müslüman çoÄŸunluÄŸun dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor oluÅŸu’.
Diyelim bir evlat da, “Annem babam benim dinime karışıyor; beni dünyaya getirmiÅŸ olmaları onlara bu hakkı vermez” diyor.
Evlat haklı… Anası babası onun inanç özgürlüğüne sayg göstermemekte inat ederse, iÅŸ, “Ben de bu yüzden onları reddediyorum”a kadar gidebilir.
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları için neden-sonuç ilişkisi böyle mi?
Cumhuriyet kurulurken, yurtseverler dışarıdan getirilmedi; hepsi de defteri Serv’le dürülmüş bir devletin tebaasıydı. Bu bir… İkincisi, yeni devlet ilkelerini herkesin gözünün önünde ortaya koydu. Bu durumda, Cumhuriyet’in uyrukluÄŸunu kabul edenler, onun ilkelerini de kabul etmiÅŸ demekti: yani, yurttaÅŸlar bu koÅŸullarla devralınmış sayılır.
Dolayısıyla, “Türkiye’de Müslüman çoÄŸunluk dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” sözleri ile “Annem babam benim dinime karışıyor” sözleri anlam bakımından aynı deÄŸil. Ne içerik ne de amaç bakımından aynı…
Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı tebaasını yurttaÅŸ olarak devralırken, onları kılık kıyafetleriyle baÄŸrına bastı: başörtüleri, fesleri, sarıkları, çarÅŸafları, ÅŸalvarlarıyla… Ve onlar deÄŸil miydi bu yeni devletin kuruluÅŸunda canını feda eden, emeÄŸini helal eden?
Yıllar yıllar sonra bir başörtüsü sorunu yaratıp onun üzerinden bu Cumhuriyet’le kavgaya kalkmak hangi anlamlara geliyor?
*
Cumhuriyet’in ilkeleri türlü baÄŸlamlardaki çıkar iliÅŸkilerini bozmuÅŸ mudur? Evet bozmuÅŸtur. Bundan zarar görenler arasında kendi çıkarını Cumhuriyet’in varlığından üstün tutanlar olmuÅŸ mudur? Evet olmuÅŸtur. Bu durumda ne olmuÅŸtur? Devrim yasaları iÅŸletilmiÅŸtir.
‘Akıl vericilikleri kendilerinden çıkmış’ kalemler, ağızlar bunu bilmez mi? Bilirler de ucuz çıkar ilÅŸkileri onları akıl körlüğüne iter. İter de ne olur? “Velev ki siyasi simge olsun”lara kadar varan söylemlerle başörtüsü üzerinden siyaset yapmaya kalkanlara yaranmak için döktürürler de döktürürler:
“Bu kadar tepki neden” diye baÅŸlayıp “Başörtüsü ya da türban sorunu ne olacak” diye sorarlar. Hemen ardından ‘bu sorun’ yüzünden üniversiteye giremeyen kız öğrencileri yanlarına alarak din eÄŸitimi konusunun bu ülkede bunca yıldır yerli yerine oturmadığını söylerler… Bu arada, aksini söyleyen varmış gibi, cemaat ve tarikatların bin yıldır bu toprakların bir gerçeÄŸi olduÄŸunu söylerler. Ve dolaÅŸtırdıkları lafı ÅŸuraya getirirler: “Ülkede birçok sorunun kaynağı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluÅŸundan beri geçerli olan laiklik anlayışı ya da tepeden, devlet tarafından kontrol altında tutulmaya çalışılan din kurumudur.” Nokta. Diyeceklerini demiÅŸlerdir; hem de tepkinin ölçüsünün ne olacağına iliÅŸkin hiçbir ÅŸey demeden!… Oysa lafın başında, “Bu kadar tepki neden” diye sormuÅŸlardır…
*
Ben bu durum karşısında lafı dolandırmadan dün bu sayfada dile getirdiğim şu soruyu yineleyeceğim: Atatürk ulusçuluğuna bağlı, tek merkezli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan bağımsız bir Türkiye mi yoksa bu değerlerini ve yapısını yitirmiş, yayılmacı ve sömürgen ülkelerin oyuncağı olmuş Ortadoğulu bir Türkiye mi?
‘Akıl vericilikleri kendilerinden çıkmış’ kalemler ve ağızlar ile görüşlerine dayanak olarak bunların dediklerini gösterenler önce bu soruyu yanıtlamalıdır.
İnal Karagözoğlu
Yarımca, 5 Haziran 2008
 © 2008 İK