23 Nisan: Aydınlığa Giden Yol
Nisan 22nd, 2008 at 17:54 (Belirli Gün ve Haftalar)
Karanlığı Boğmak
Yarın 23 Nisan. Bu mutlu günün sabahına her günkü gibi radyomu açarak baÅŸlayacağım. Sonra gazeteler, teveler…
Cıvıl cıvıl çocuk sesleri odama önce radyodan yayılacak… KuÅŸ cıvıltıları eÅŸlik edecek çocuklara ve belki yaÄŸmur sesleri zorlayacak penceremi…
Kulaklarım bu güzelliklerde, çocukluk günlerimi anımsayacağım… Hele de ilkokul yıllarımı…
ÖrneÄŸin, 1941, ‘42 yıllarını… Okula girdik mi, küçük bir karatahta karşılardı bizi. Üzerinde, dilimizdeki kimi yabancı sözcükler ile onların Türkçe karşılıkları… ÇoÄŸu kez her gün yenilenen bir dizelgeydi bu. ‘Samankâğıdı’ denen sarı renkli, ucuz kâğıttan yapılmış birer sarı defterimiz vardı, o karatahtada verilen aydınlık sözcükleri ona geçirirdik.
Diyelim, o günkü dizelgede ay adlarından ‘ikinci kânun’un karşısında ‘ocak’ yazıyor, büyük bir istek ve coÅŸkuyla artık o sözcüğü kullanmaya bakardık. Başödevimiz buydu. Öğretmenimiz de bu Türkçe sözcüklerin kullanılmasını saÄŸlayacak türlü uygulamalarda bulunurdu derslerde. Sonraları anlıyorum, bu uygulama, dilimizin özleÅŸtirilmesi çabalarının ilkokullardaki baÅŸarılı bir parçasıymış. Bugün ulusça kullandığımız pırıl pırıl Türkçe sözcüklerin çoÄŸunu o yıllarda öğrendim.
Ve birden ayırdına varacağım: GözyaÅŸlarım içime akmakta… Bir burukluk… Biliyorum, anılarım giderek acıya dönüşecek. “YaÅŸlandım mı ne” diyeceÄŸim.
Çoktandır böyle oluyor…
*
Yarın 23 Nisan… Büyük Millet Meclisimiz‘in kuruluÅŸ yıldönümü… Ve dilimizin özleÅŸtirilmesine iliÅŸkin o ilk anımdan söz edince de, bu yüce meclisin ilk üyelerinden dilimizin deÄŸerli savunucusu Besim Atalay‘ı anmadan edemiyorum.
1882 yılında UÅŸak’ta doÄŸmuÅŸ olan Atalay, ilk, orta ve medrese öğrenimini burada yaptı, 1905′te İstanbul’a giderek Hacı Ahmet Efendi’nin öğrencisi oldu. Ardından da, 1909 yılında İstanbul Darülmuallimin Mektebi’ne (İstanbul Öğretmen Okulu’na) girdi. Bu okulu 1912′de bitirip Konya, Trabzon, Ankara, İstanbul, MaraÅŸ, İçel ve NiÄŸde’de öğretmenlik ve türlü yöneticilik görevlerinde bulundu. 1919′da, İçel’deki milli eÄŸitim (maarif) müdürlüğü görevi sırasında Silifke’de öğretmen arkadaÅŸlarıyla Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurdu. KurtuluÅŸ Savaşı sırasında birçok çalışmalara katılan Atalay, 1920′de, Kütahya’dan milletvekili seçildi. Üç dönem Aksaray, üç dönem de Kütahya MilletvekilliÄŸi yapan Atalay’ın TBMM üyeliÄŸi, 7′nci dönem sonuna dek sürdü.
Atalay’ın, onu dilimiz baÄŸlamında konumlandıran baÅŸta gelen kimliÄŸi, bir dilbilimci de olması. Atalay, bir süre Milli EÄŸitim Bakanlığı’nda kültür müdürlüğü görevini üstlendi; koltuk doldurmak için deÄŸildi bu… ÖrneÄŸin, halk aÄŸzından söz derlemesi çalışmasını gerçekleÅŸtirdi. Türkçenin biçimbilgisiyle ilgili incelemeleri de olan Atalay, bu baÅŸlığa giren Türk Dili Kuralları (1931), Türkçemizde -men, -man (1940), Türk Dilinde Ekler ve Kökler Üzerine Bir Deneme (1942), Türkçede Kelime Yapma Yolları (1946) adlı yapıtları verdi. Atalay’ın bir baÅŸka önemli bilimsel çalışması da, dilimizin tarihsel dönemlerine iliÅŸkin dil yapıtlarını günümüz Türkçesine çevirmek oldu.
Yazarlığıyla da tanınan Atalay, 1932 yılında toplanan I. Türk Dil Kurultayı‘nın katılımcılarındandı. Bu kurultayda Türk Dil Kurumu‘nun (TDK‘nin) önkuruluÅŸu olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti üyeliÄŸine seçildi, bu görevinin ardından da, 1951 yılına dek TDK’nin saymanlığı  görevinde bulundu.
Atalay, 1937-1942 yıllarında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih, CoÄŸrafya Fakültesi’nde Farsça profesörü olarak da çalıştı. Roman ve denemelerinin yanı sıra tarih ve din konularında yapıtlar veren, çeviriler yapan Atalay’ın önemli çalışmalarının başında, Divan-ı Lügat-it Türk ile Kuran-ı Kerim‘in dilimize kazandırılması gelir. Besim Atalay, yıllar boyunca topladığı ender yazmaları Milli Kütüphane’ye, budunbetimsel Türk eÅŸya ve levhalarını da Ankara EtnoÄŸrafya Müzesi‘ne bağışlamış olmasıyla da bilinir. Bu yüce gönüllü bilimci, yazar ve araÅŸtırmacı büyüğümüz aramızdan 7 Kasım 1965′te ayrıldı.
Atalay, Türk dilinin değerli, değerli olduğunca da önemli savunucularındandı; savunduğu görüşlerin ne denli yol gösterici olduğunu bugün çok daha iyi anlıyorum.
*Â Â *Â Â *
Yarın 23 Nisan…
Radyomda, tevelerde cıvıl cıvıl çocuk sesleri olacak… Sonra alanlara taÅŸacak bu sesler… KuÅŸlar olanca neÅŸeleriyle çocuklara eÅŸlik edecek. Kendileri gibi pek çok ÅŸeyden habersiz olan çocuklara… Çocuklar, sorunlar yumağı içinde yaÅŸadıklarını algılayacak yaÅŸta deÄŸiller henüz.
Ve ülkemizin kurtuluÅŸu anlatılacak… Kimileri, biliyorum, laf olsun diye söz edecek bundan. Görev icabı… Ve ben çocukluk günlerimi daha bir acıyla anımsayacağım…Â
Ne o?!… GözyaÅŸlarım ÅŸimdiden yoÄŸunlaÅŸmaya baÅŸladı… İçimdeki acı da… Evet, yaÅŸlandım.
*
Yok, hayır yaÅŸlanmadım! İçime akıttığım yaÅŸlar, bedenimi saran acı, geçmiÅŸi bilip geleceÄŸi görmenin doÄŸurduÄŸu bir hırsın belirtisi…
Ve ben, bugün yeniden bilenen bir hırsla bütün değerlerimizi daha da yüceltme yolundayım. Biliyorum, kapanan gökler eninde sonunda aydınlığa erer.
Yarın 23 Nisan… Ulusumuza kutlu olsun.
23 Nisanı içlerinde duyumsayanlara ne mutlu!…
İnal Karagözoğlu
Yarımca, 22 Nisan 2008
© 2008 İK