İki Açıklama
Nisan 21st, 2008 at 10:12 (Günlük)
‘10 Nisan Vakası ya da…’ Yazısı Dolayısıyla
10 Nisan Vakası ya da…  baÅŸlıklı yazıma, bunun yayımlandığı bir baÅŸka genelağın üyelerinden Sayın Halit Åžindi‘den yanıt yorum geldi. Sayın Åžindi, 31 Mart Vakası’na iliÅŸkin ek bilgiler verdiÄŸi 13 Nisan 2008 tarihli yazısının başında, “31 Mart Vakası’nın perde arkasında İttihatçılar’ı aramanızın mantığını pek anlayamadım” diyor. Özetle ÅŸu görüş de yer alıyor yazıda: Bugün de Volkan gazetesinin, Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın, İttihad-ı Muhammediye Cemiyeti’nin uzantıları var ülkemizde.
Sayın Åžindi’nin bu dedikleri üzerine yaptığım açıklamayı aÅŸağıya alıyorum:
«‘Şark Meselesi’nin Yeni Adı
«11 Nisan 2008′de yapıştırdığım ‘10 Nisan Vakası’ baÅŸlıklı yazımda, niye “31 Mart Vakası denen önemli bir olayının üzerindeki sis perdesinin kalkmamış olduÄŸunu” da belirtme gereÄŸini duymuÅŸtum?
«Şundan dolayı: Bugün de birçok önemli olay, asıl nedenleri ortaya çıkarılmadan unutturulmaya çalışılıyor. İşte, UÄŸur Mumcu’nun, Hırant Dink’in, Rahip Andrea Santoro’nun öldürülmesi, Madımak Oteli toplu kıyımı, … 6 Nisan’daki Akdeniz Üniversitesi olayı… Ve, toplumsal bellek sürekli olarak bulanık tutularak, olayların asıl nedenleri, asıl failleri gözlerden kaçırılıyor. Öte yandan, bu oyunun tutmasında, toplumsal belleÄŸimizin zayıf olmasının katkısı da yadsınamaz.
«Ben, bu 31 Mart Vakası’nın düzenleyicileri arasında adı geçenleri sıralarken, iÅŸte bu toplumsal bellek karışıklığının sonuçlarını da ortaya koymak istemiÅŸtim; kendi yargımı deÄŸil… Yazımın bu bölümünün giriÅŸ tümcesi olan “İşin ilginç (yoksa düşündürü mü demeliyim) yanı, bu büyük olayın üzerindeki sis perdesi kalkmış deÄŸil!” sözleri durumu/amacımı açıklıyor. Yani, ben ‘açıklar’ sanmıştım. Demek, daha açık yazmalıymışım; bunu anlıyorum.
«Bu arada, ÅŸu günlerde bir baÅŸka ‘taraf’ta konuÅŸlanmış olan bir baÅŸka ‘Ali Kemal kopyası’nın yazmış olduÄŸu bir kitap da geliyor aklıma… İnsana, “Bu adam bu kitabı, yalnızca, «Hayır, 31 Mart Vakası’nda ulemanın hiçbir dahli yok, bu ayaklanma alttan alta İttihatçılar’ın iÅŸi» demek için yazmış” dedirtecek denli taraflı olan bu ‘tarihi roman’ uyutmacasının/yutturmacasının, toplumumuzun bellek özürlü kesimince nasıl kabul gördüğünü de belirtmeliyim. Bu kabulde, basınımızda köşeleri tutmuÅŸ olan Ali Kemal’lerin pompalamaları baÅŸ etmendir elbette…
«Öte yandan, benim bildiÄŸim, halkın aÄŸzında dolaÅŸan ‘Sait’ adlı birden çok kiÅŸi var. Mustafa Kemal’in, Nutuk’unda İngiliz Muhipleri Cemiyeti dolayısıyla sözünü ettiÄŸi ‘Sait’, bunlardan Sait Molla’dır: “Bu derneÄŸe girenlerin başında Osmanlı PadiÅŸahı ve Halîfe-i Rûy-i Zemîn unvanını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit PaÅŸa, Dahiliye Nâzırı olan Ali Kemal, Âdil ve Mehmet Ali Beyler ile Sait Molla bulunuyordu. (…)”
«Ve hemen ekleyeyim, kuÅŸkusuz, ‘Sait’lere iliÅŸkin bu açıklamam, öbür Saitler’in yandaşı/müridi olduÄŸum anlamına gelmiyor.
«Son olarak, Sayın Halit Åžindi’nin, “Åžimdi ülkede Müslüman egemenliÄŸinden kurtarılacak Hıristiyan kalmadığına göre, bizden istenen nedir” sorusuna yanıtımı, “‘Şark Meselesi’ denen olgunun bugünkü içeriÄŸi neyi gerektiriyorsa onu” diye özetleyebilirim…Â
«İstanbul’u fethetmemizle baÅŸlayan süreçte önce Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun içinde yer aldığı bütün uluslararası sorunlara verilen bir ad olan ‘Şark Meselesi’ sözü, tarihsel-siyasal bir terim olma özelliÄŸini bugün de korumaktadır. Hem de daha da olgunlaÅŸarak… Öncelikle, ülkemizin geliÅŸmesine yardım ediyor gibi görünerek zayıflatılmasıyla ulaşılması planlanan bir paylaşımın adıdır. Bu paylaşımın konusu, ABD-AB itilafı (uzlaşısı) ile Rusya Federasyonu arasına sıkışan bir Türkiye ile geniÅŸ çevresidir: BOP, GOP vb… Bu olgunun birden çok yan oyuncuları/etmenleri de var kuÅŸkusuz…»
*
İstanbul’un Ele GeçiriliÅŸi Süreci
Öte yandan, 10 Nisan Vakası ya da… baÅŸlıklı yazımda İngiliz Muhipleri Cemiyeti‘nden söz ederken, üçüncü bölümcede, “….. 20 Mayıs 1919′da, baÅŸkenti, başında İngilizler’in bulunduÄŸu uzlaşık devletlerce ele geçirilmiÅŸ Osmanlı ülkesinde, …..” diyorum. Kimi okurlar, uzlaşık devletlerin (itilaf devletlerinin)* İstanbul‘u 15 Mart 1920 tarihinde iÅŸgal ettiÄŸini, dolayısıyla, yazımda geçen ‘20 Mayıs 1919′ tarihinde İstanbul’un henüz iÅŸgal edilmemiÅŸ olduÄŸunu belirterek bu tümceyi yanlış bulabilir. Buluyor da…
Evet, bu tarihte İstanbul resmen iÅŸgal edilmemiÅŸti, ama uzlaşıkların donanması, 30 Ekim 1918 günü imzalanan Mondros AteÅŸkes AnlaÅŸması‘ndan on dört gün sonra, 13 Kasım 1918′de bu anlaÅŸmaya dayanarak** İstanbul’a gelmiÅŸ, HaydarpaÅŸa önlerine demirlemiÅŸti; pek doÄŸal, düşman askerleri de karaya çıkmıştı…
İşgal güçleri ne yapıyordu BaÅŸkent İstanbul’da? Meclis-i Mebusan‘ın çalışmalarıyla yakından ilgileniyor, İstanbul Hükümeti üzerinde baskı kurarak İstanbul’un Anadolu’da örgütlenmekte olan ulusal güçle olası birleÅŸmesine engel olmaya çalışıyordu…
Bu arada Meclis-i Mebusan, 28 Ocak 1920 günkü gizli oturumunda, KurtuluÅŸ Savaşımız’ın siyasal bidirisi olan Ulusal And‘ı (Ahd-i Milli Beyannamesi‘ni, kısa adıyla Misak-ı Milli‘yi) kabul etmiÅŸti. Meclis’in 17 Åžubat’ta bu bildiriyi yayımlama ve yabancı ülkelerin meclislerine gönderme kararını alması üzerine, uzlaşıkların güçleri önce 9 Mart 1920 günü yurtseverlerin toplanma yeri olan Türk Ocağı‘nı bastı, ardından, 15 Mart’ta, yüz elli Türk aydınını yakaladı. 18 Mart 1920 günü de İngiliz askerleri Meclis-i Mebusan’ı sardı, kimi milletvekilini tutuklayıp götürdü, Maclis’i kapattı; böylece, Osmanlı Devleti’nin baÅŸkenti İstanbul’un 20 Mayıs 1919′daki eylemli ele geçiriliÅŸi (iÅŸgali) bu olayla resmi nitelik kazanmış, iÅŸgal eylemi tamamlanmış oldu.
Görüldüğü gibi, İstanbul’un iÅŸgali, öyle bir günlük iÅŸ deÄŸil… Söz konusu olan, bir iÅŸgal sürecidir ve bu süreç, 13 Kasım 1918 tarihinde baÅŸlamıştır.
Peki, İstanbul bu işgalden nasıl kurtulduydu? Kısaca özetleyeyim:
KurtuluÅŸ Savaşımız’la düşmanı adım adım geriletip sonunda yenmeyi baÅŸarmıştık. Yayılmacı saldırganlardan İngilizler, BMM Hükümeti’yle anlaÅŸma yolları aramaya baÅŸlamıştı. Bu süreçte, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış AntlaÅŸması da imzalanmıştı. Bu antlaÅŸma uyarınca düşman askerlerinin altı hafta içinde İstanbul’dan ayrılması gerekiyordu. Büyük Britanya BaÅŸbakanı David Lloyd George ise buna karşı koyma yanlısıydı; ancak, Lloyd George’un bu düşüncesine ülkesinden tepkiler geldi. Ankara da, zaman yitirmeden İstanbul ve Çanakkale BoÄŸazları’nın denetimini istiyordu. Sonunda, iÅŸgalciler 2 Ekim 1923 günü İstanbul’u terketti, dört gün sonra da, yani 6 Ekim’de Türk Ordusu İstanbul’a girdi.
İnal Karagözoğlu
Yarımca, 19 Nisan 2008
__________________________
* I. Dünya Savaşı baÄŸlamında ‘İtilaf Devletleri’ de denen uzlaşık devletler, baÅŸta İngiltere ile Fransa olmak üzere, Rusya ve Amerika BirleÅŸik Devletleri ile bunların önderliÄŸindeki öbür devletlerdir (itilaf: Uzlaşık, anlaşık, uyuÅŸmacı).
** İstanbul’un ele geçiriliÅŸi (iÅŸgali), I. Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında imzalanan 25 maddelik Mondros AteÅŸkes AnlaÅŸması’nın öncelikle ÅŸu iki maddesine dayanmaktadır:
7- İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.
23- Osmanlı Hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.
© 2008 İK