23 Nisan’ın Öngününde

  

Ayın Yazısı*

  

Dil DerneÄŸi yeni bir yaşını daha kutluyor… DoÄŸumu, 22 Nisan 1987. Üyesi olma onuruna eriÅŸtiÄŸim bu aydınlık derneÄŸin, türlü zorluklar içinde göstermiÅŸ olduÄŸu baÅŸarılarının artarak süreceÄŸine gönülden inanıyorum.  

Öte yandan, Dernek’in yayın organı Çağdaş Türk Dili dergisi de yeni bir cilde başladı. 20’nci yılında okurlarının karşısına yeni bir biçim ve içerikle çıkmış olan Dergi’ye nice yeniliklerle büyüyecek sonsuz bir yaşam diliyorum. 

* 

Dil Derneği Yönetim Kurulu, Dernek’in 21’inci yılı dolayısıyla bir bildiri** yayımladı. Dernek Başkanı Sevgi Özel de Çağdaş Türk Dili’nin son sayısında, 23 Nisan olgusu bağlamında bu doğumu anlattı. 23 Nisan’ın öngününde, İLGİLİK’in Nisan 2008 sayfalarını bu bildiri ile Sayın Özel’in yazısı onurlandırsın istedim.  

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 21 Nisan 2008 

______________

* http://www.dildernegi.org.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EFD014B919C9A344EA  

** Dil Derneği Yönetim Kurulu’nun bildirisi, Düzyazılar > Başkaca sayfasında.

Dil Derneği 21 Yaşında

DoÄŸa uyandı; bahar, bütün görkemiyle yurdumuzu kucakladı. Ayların en coÅŸkulusu nisan, hem ülkemiz hem derneÄŸimiz açısından unutmamamız gereken günleri anımsatarak tüm güzellikleriyle baÅŸladı. Türkiye, dört mevsimin aynı zamanda yaÅŸandığı bir ülke… DoÄŸasıyla, yüzyılları aşıp gelen kültürel varsıllığıyla, tarihsel dokusuyla, tarihe damga vuran olay, oluÅŸum ve utkularıyla… Temeli saÄŸlam atılmış Türk Devrimiyle… Evet, her açıdan dört mevsimi bir arada ya da bir anda yaÅŸayan bir ülke Türkiye…

Yıllar öncesine gidelim, 88 yıl önceye… Daha da öncesi var kuÅŸkusuz… Koskoca bir imparatorluÄŸun yüreÄŸimizde yalnızca acılar ve anılar bırakan günleri düşünelim. Mustafa Kemal’in büyük yapıtı Söylev’le de düşüncelerimizi besleyelim.

Mustafa Kemal, “1919 yılı Mayısının 19. günü Samsun’a çıktım” diye baÅŸlıyor söze ve ülkenin “genel durum ve görünüş”ünü bugünün Türkçesiyle şöyle anlatıyor:

“Osmanlı Devletinin içinde bulunduÄŸu topluluk, Birinci Dünya Savaşında yenilmiÅŸ, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiÅŸ, koÅŸulları ağır bir ateÅŸkes anlaÅŸması imzalanmış. Büyük Savaşın uzun yılları boyunca, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve yurdu Birinci Dünya Savaşına sürükleyenler, kendi baÅŸlarının kaygısına düşerek, yurttan kaçmışlar. PadiÅŸah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaÅŸmış; kendini ve yalnız tahtını koruyabileceÄŸini düşlediÄŸi alçakça önlemler araÅŸtırmakta. Damat Ferit PaÅŸanın baÅŸkanlığındaki hükümet güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padiÅŸahın isteklerine uymuÅŸ ve onunla birlikte kendi güvenlerini sürdürecek her­hangi bir duruma boyun eÄŸmiÅŸ.

Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…

AnlaÅŸma (İtilaf) Devletleri, AteÅŸkes AnlaÅŸması hükümlerine uymaya gerek görmüyorlar. Birer uydurma nedenle AnlaÅŸma (Devletlerinin) donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili Fransızlar; Urfa, MaraÅŸ, Antep İngilizler tarafından iÅŸgal edilmiÅŸ. Antalya ile Konya’da İtalyan birlikleri, Merzifon’la Samsun’da İngiliz as­kerleri bulunuyor. Her yanda yabancı devletlerin subay ve görevlileri ve özel adamları çalışmakta. Sonunda sözümüze baÅŸlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919′da AnlaÅŸma Devletlerinin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor.

Bundan baÅŸka, yurdun her tarafında Hıristiyan azınlıklar; gizli, açık, özel istek ve amaçlarının gerçekleÅŸmesi, devletin bir an önce çökmesi için çalışıp duruyorlar.”

2008′in Nisanında, yaklaşık 90 yıl öncesiyle benzeÅŸen olumsuzluklar yaÅŸamamız ne acı! 90 yıl önceki gibi ulusal deÄŸerler çevresinde kenetlenememek çok acı!

Mustafa Kemal ve arkadaÅŸları, yurdu yayılmacılardan kurtaracak ulusal güçler çevresinde toplamayı baÅŸarıyorlar. Halk, Atamızın söylediÄŸi gibi, yorgun ve yoksul… Ülkenin her köşesi iÅŸgal altında… Bir yandan saltanatı, öte yandan tüm Müslümanların hakkını savunacak olan padiÅŸah, öncelikle kendini düşündüğü için çoktan yayılmacılara teslim olmuÅŸ durumda… Yurtseverler için idam fermanları çıkarabilecek denli vazgeçmiÅŸ halkından, topraklarından; koskoca imparatorluÄŸun onurundan… Bu koÅŸullarda kuruluyor halkın hakkını arayacak, yayılmacılara “Dur!” diyecek Türkiye Büyük Millet Meclisi… 23 Nisan 1920…  Yayılmacılar ÅŸaÅŸkın; ordusu dağıtılan, toprakları iÅŸgal edilen, halkı yoksulluk çeken bir ülke, nasıl oluyor da kurtuluÅŸ için dimdik ayaÄŸa kalkabiliyor? Nasıl oluyor da her açıdan kendisinden kat kat güçlü olanlara kafa tutuyor?

Büyük Millet Meclisi Hükümetini kuranlar; padişahın ve hık deyicilerinin bütün engellerine karşın Kurtuluş Savaşının utkuyla sona ermesini başarıyorlar. Bu başarıyı Lozan Antlaşmasıyla taçlandırıp bağımsız bir ülke oluşumuzu bütün dünyaya kabul ettiriyorlar. Sonra yüzyıllarca unutulan bir ulusa, ulus bilincini, özgüvenini kazandıracak devrimler süreci başlıyor. Yapılanlar, dünyaya parmak ısırtıyor. Yayılmacılar şaşkın ve öfkeli içinde barış masasından kalkıyorlar. Yalnız onlar mı; içeride de Türk Devrimini içine sindiremeyen, saltanat ve hilafetin korunmasını isteyen kesim, Atatürk yaşarken öfkesini bastırsa da ulu önderin ölümünden sonra yayılmacıların ekmeğine yağ sürecek düşünce ve eylemlerini sıklaştırıyorlar.

1950 ile hızlanan karşıdevrim, Türk Devriminden parçalar koparmaya baÅŸlıyor. Koparılan parçalar gittikçe büyüyor. Bu büyük parçalardan biri de Atatürk’ün vasiyetnamesini çiÄŸneyerek Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarının 17 AÄŸustos 1983′te kapatılmasıdır. Dil DerneÄŸi’nin 22 Nisan 1987′deki doÄŸumu ise yaÅŸanan hukuk ayıbına tepkidir. Ulusal egemenliÄŸin, ulusal kimliÄŸin simgesi olan Türkiye Türkçesinin, Atatürk’ün baÅŸlattığı Dil Devrimi doÄŸrultusunda yenileÅŸerek geliÅŸmesinin, “milliyetçi” geçinen bir kesim tarafından sürekli tepki alması, akılla bilimle açıklaması olmayan bir karşı duruÅŸtur. Siyasal bir bakış açısıdır; dilin siyasaya araç kılınmasıdır. Nitekim Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nun adına, ürünlerine, tüm yapılarına el konularak oluÅŸturulan resmi Türk Dil Kurumu’nun birçok eylemi, yayını da bu savımızı kanıtlamıştır.

Bugün ülke gibi Türkçe de yara üstüne yara almaktadır.

Laik cumhuriyetin olmazsa olmaz deÄŸerleri, birtakım ulusal ve evrensel kavramların içi boÅŸaltılıp kısır tartışmalar yaratılarak, tartışmalar eyleme dönüştürülerek, halkın kafası karıştırılmaktadır. EÄŸitim sistemi, Mustafa Kemal’in “manevi mirası” olan aklın ve bilimin deÄŸil, inançların akışına bırakılmıştır.

İçimizi yakan haberler alıyoruz; Atatürk’ü, yurdu kurtaran asker kimliÄŸiyle sınırlayan, okullardaki Atatürk köşelerini bile gereksiz gören,  onun devrimci kimliÄŸini yadsıyan, ulusun yaklaşık 90 yılda edindiÄŸi birikimi, kazanımlarını unutturmaya çalışan çabaların artığını duyuyoruz. Duyduklarımıza gördüklerimiz ekleniyor. Cumhuriyetin kadın erkek, pek çok öğretmeni, her açıdan kapanıyor. Birtakım aymazlarla aydınımsılar, kafalardaki, yüreklerdeki örtüyü, bütün ülkeyi içine alacak biçimde çekiÅŸtiriyorlar.

Dört mevsimi bir arada yaÅŸayabilen güzelim ülkemize, baharın coÅŸkusu yansımıyor. Ülke, tedirgin, karmaşık duygularla bahara giriyor. 80 yıldır türlü olanaklarıyla renk renk çiçekler veren Türkçemiz, birtakım ağızlarda öylesine kirleniyor ki, herkesi öfkelendiren tabela kirliliÄŸi, bu kirlenmenin yanında önemsiz kalıyor. Birtakım kitle örgütleri, yönetenlere ve yönetilenlere “geri adım atma” çaÄŸrısı yapıyor; bu çaÄŸrının özündeki “geri” sözcüğünün kapsadığı anlam ve alanlar düşünülmüyor. Ödün vererek anlaÅŸma anlamı içeren “uzlaÅŸma” kavramı ortalıkta uçuÅŸuyor. Aklın öncülüğünden, bilimsel, sanatsal verilerden ödün vererek varılacak uzlaÅŸmanın, toplumun bugününe ve yarınına, geri adım atmaktan da öte zararlar vereceÄŸi düşünülmüyor. 1950′den bu yana geri adım ata ata bugünlere gelindiÄŸi hesap edilmiyor.

Oysa Mustafa Kemal’in ne KurtuluÅŸ Savaşı döneminde, ne büyük savaşın sonrasında devrimleri yaÅŸama geçirirken “geri”ye doÄŸru tek adımı yoktur! Onun, “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir! İleri!” buyruÄŸu, devrimlerle de “Türk ulusu, ilk hedefiniz çaÄŸdaÅŸ uygarlıkla yarışmaktır, ileri!” anlamı kazanmamış mıydı? Yapılan her devrimin yönü, “ileri”yi iÅŸaret etmiyor muydu?

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını bu yılda Atatürk’ün Türk Dil Kurumu olmadan kutluyoruz; daha da önemlisi bir bütün olan Türk Devriminin aldığı yaralarla kutluyoruz.

Ne yaÅŸarsak yaÅŸayalım, kim karşı çıkarsa çıksın, Türk Devriminin en önemli dayanağı olan Dil Devrimi akışını sürdürecektir. Çünkü biz, devrimlerin ve devrimcilerin önünde durulamayacağını Mustafa Kemal’den öğrendik. Dil DerneÄŸi, 21 yıldır olduÄŸu gibi, bundan sonra da Türk Devriminin bütününden olduÄŸu gibi, Dil Devriminden de nokta kadar ödün vermeyecektir. Bu nedenle 21 yaşına giren Dil DerneÄŸi’nin, her zamankinden çok aydın dayanışmasına gereksinimi bulunmaktadır.

Doğa uyandı; umudumuz ve dileğimiz, yaşanan olumsuzlar karşısında toplumun da uyanmasıdır! Gelecek nisanlarda bütün bahçelerin, bütün belleklerin Türk Devrimin aydınlığında çiçeklenmesidir!

Bu duygularla ulusumuzun Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyoruz!

Sevgi ÖZEL

RSS besleme.Bu yazı için · Geri İzleme URL

Yorum yap