Alaturkanın Alafrangalaşması

Vıyk Vıyk…

TRT’nin ‘Alaturka Solist’ yarışması, çok yazık, adıyla bütünleÅŸti.

Türk müziÄŸine yaygın olarak ‘alaturka’ (alaturka musiki, alaturka müzik) denmesi hadi bir ölçüde su götürür… Ne de olsa, bu söz, galatımeÅŸhur niteliÄŸi kazanmış sözlerden biri. GalatımeÅŸhurlarımız, yani, genelleÅŸmiÅŸ olduÄŸundan yanlış-doÄŸru demeden kullanageldiÄŸimiz sözlerimiz pek çok… Bu yaygın ‘alaturka yanlışlık’ müzik çevrelerinde yapılmasın yeter, diyelim ve bu çevrelerin güçlenmesiyle ‘alaturka’ lafı toplum katında zamanla unutulur, diye umut edelim.

‘Alaturka müzik’ olgusuna bakışımda beni bu ödün verme, daha doÄŸrusu pes etme noktasına getiren etmen, aslında, bu yarışmanın, adını hak etme yolunda günden güne daha da baÅŸarı göstermesi. ÖrneÄŸin, yarışmacıların deÄŸerlendirilme ölçütünün müzikdışı alanları gereÄŸinden çok kapsamasından tutun da saz heyetinin ‘vıyk vıyk’ diye sesler çıkarmasına kadar bir dizi alaturkalıklar…

Bilmiyorum, bu izlencenin yapımcısı kim… TRT’nin genelaÄŸ alanındaki “TRT Türk MüziÄŸi’ni geliÅŸtirmeye yönelik projelere imza atmaya devam ediyor” sözünden benim anladığım, ‘Alaturka Solist’ Yarışması TRT’nin yapımı. Bu ne demek? Bu alaturkalıklar hiç ama hiç yakışmıyor TRT’ye demek. Ya da, TRT bu duruma düşmüşmüş de haberimiz yokmuÅŸ, demek…

Yeri geldi de söylüyorum: Türk müziÄŸi saz heyetine ‘orkestra’ denmesi olacak ÅŸey deÄŸil!…

Niye?

Önce, orkestranın ne olduğuna bakıyorum:

Genel tanımıyla orkestra, üye sayısı çalınacak yapıta göre deÄŸiÅŸen bir çalgılar topluluÄŸudur. Bir orkestra, bu deÄŸiÅŸken yapısı dolayısıyla, yalnızca çalgısal parçaları seslendirmek üzere kurulabileceÄŸi gibi, bir soliste, bir koroya ya da her ikisine birden eÅŸlik etmek için de oluÅŸturulabilir. Bu toplulukta yer alan her çalgının, her çalgı grubunun teknik özellikleri, tınıları deÄŸiÅŸiktir çünkü…

Sonra, orkestranın besteci açısından önemine bir göz atıyorum:

Orkestrayı oluÅŸturan çalgıların, çalgı gruplarının teknik özelliklerinin, tınılarının deÄŸiÅŸik olması ne büyük zenginlik!… Besteci, iÅŸte bu deÄŸiÅŸiklikten, zenginlikten de yararlanır yapıtlarında: duygularını, anlatmak istediÄŸi konuları, bu topluluÄŸun saÄŸladığı olanakları da kullanarak koyar ortaya…

Sonra da dönüp Türk müziğinde kullanılagelen saz heyetine (çalgılar topluluğuna) bakıyorum; eğer orkestraya ilişkin yukarıda özetlediğim genel tanımlama doğruysa, Türk müziği saz heyeti hiçbir biçimde bir orkestra değildir.

Evet, epeydir özellikle kimi saz eserlerinin yorumlanması amacıyla türlü saz kümeleri oluÅŸturuluyor, yeni anlayışlarla bestelenen saz eserlerinin çalınabilmesi için bu yola gidiliyor ama, bir soliste eÅŸlik etmekten öteye hiçbir iÅŸlevi olmayan bir saz heyetine ‘orkestra’ demek pek doÄŸru olmuyor. Dahası, saz sayısını arttırmayı, orkestra oluÅŸturmanın tek ve yeter koÅŸulu sanmak, kandırmacadan öte bir anlam taşımıyor…

Ve çalgılara yapay görevler vermek, hele de kemanlara abartılı kaydırmalar yaptırarak ‘vıyk vıyk’ diye sesler çıkarttırmak ne müziÄŸimize deÄŸer katıyor ne de kulakta hoÅŸ etkiler bırakıyor.

Öte yandan, gönlüm, çalınıp söylenmesi türlü orkestralar gerektiren Türk müziÄŸi yapıtlarının ortaya konmasından yana, aklım da bunun olabileceÄŸini söylüyor; ama bu orkestra komedisi oynandıkça, nasıl olacak bu iÅŸ? Kim anlayacak kim dinleyecek öyle yapıtları? Ve asıl önemlisi, hangi yürek yetecek öyle yapıtlar bestelemeye!?…

Sözü daha da uzatmadan ‘Alaturka Solist’ Yarışması’nın, bu adı hak etmede gittikçe daha da baÅŸarı göstermesi olgusuna döneyim: Yalvarıyorum, ne olur, orkestrası bir saz heyetine dönüşsün de zaten yarışma heyacanıyla titreyen gencecik sesleri sergilediÄŸi kerizlerle ÅŸaşırtmasın… Yarışmacılar, bu takımın ortaya saldığı cayırtlılar arasında ses yitirmeden kendilerini duyurabilmek için kan ter içinde kalıyorlar… Yine bu takımın, -yöneticisine deÄŸil de o sırada darbukacısı ile tefçisininden hangisi baskınsa ona uyan- koÅŸuÅŸturmalarını yakalamaya çalışırlarken usulü kaçırmayayım diye ölüp ölüp diriliyorlar… Bu durumu, yarışmacıların ceket uzunluklarının ölçüsünden verdikleri kiloya, kadınsılıklarından erkeksiliklerine kadar her ÅŸeyleri gören seçiciler kurulunu görmez mi?

*

TRT, yakın geçmiÅŸinde, İncila BertuÄŸ-Mehmet Güntekin ikilisinin sunduÄŸu ‘Seyirname’ adlı bir Türk müziÄŸi izlencesini ortaya koymuÅŸ bir kurum… Bu yüksek düzeyli izlence, ‘reyting’ denen izlenme oranı canavarının elinden kurtulmaya çabalaya çabalaya yok olup gitti. Bugün TRT’nin genelaÄŸ alanına girer de Nisan 1999-Nisan 2008 dönemini kapsadığı belirtilen ‘arama’ yerinde bir arama yaparsanız o izlencenin tozunu bile bulamazsınız!… Ama ÅŸayet You Tube’a kilit vurulmamışsa http://youtube.com/watch?v=u_hFpL9RXFg ‘de, Kemani Rıza Efendi’nin Tahir Buselik PeÅŸrevi’nin bu izlencede sunulan o güzelim seslendiriliÅŸini izlersiniz.

Åžimdi ben nasıl olur da, “Türk müziÄŸine yeni sesler, yeni yüzler kazandıracağım” diye yola çıkan TRT’ye, en azından, “ÖrneÄŸin, o kendi elinizle öldürdüğünüz izlencenin düzeyini yakalayın” diyebilirim?!… Hele de bu kurumun tepesinde bugünlerde kara bulutlar dolaşıyorsa…

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 12 Nisan 2008

© 2008 İK

RSS besleme.Bu yazı için · Geri İzleme URL

Yorum yap