23 Nisan: Aydınlığa Giden Yol

Karanlığı Boğmak

Yarın 23 Nisan. Bu mutlu günün sabahına her günkü gibi radyomu açarak başlayacağım. Sonra gazeteler, teveler…

Cıvıl cıvıl çocuk sesleri odama önce radyodan yayılacak… Kuş cıvıltıları eşlik edecek çocuklara ve belki yağmur sesleri zorlayacak penceremi…

Kulaklarım bu güzelliklerde, çocukluk günlerimi anımsayacağım… Hele de ilkokul yıllarımı…

Örneğin, 1941, ‘42 yıllarını… Okula girdik mi, küçük bir karatahta karşılardı bizi. Üzerinde, dilimizdeki kimi yabancı sözcükler ile onların Türkçe karşılıkları… Çoğu kez her gün yenilenen bir dizelgeydi bu. ‘Samankâğıdı’ denen sarı renkli, ucuz kâğıttan yapılmış birer sarı defterimiz vardı, o karatahtada verilen aydınlık sözcükleri ona geçirirdik.

Diyelim, o günkü dizelgede ay adlarından ‘ikinci kânun’un karşısında ‘ocak’ yazıyor, büyük bir istek ve coşkuyla artık o sözcüğü kullanmaya bakardık. Başödevimiz buydu. Öğretmenimiz de bu Türkçe sözcüklerin kullanılmasını sağlayacak türlü uygulamalarda bulunurdu derslerde. Sonraları anlıyorum, bu uygulama, dilimizin özleştirilmesi çabalarının ilkokullardaki başarılı bir parçasıymış. Bugün ulusça kullandığımız pırıl pırıl Türkçe sözcüklerin çoğunu o yıllarda öğrendim.

Ve birden ayırdına varacağım: Gözyaşlarım içime akmakta… Bir burukluk… Biliyorum, anılarım giderek acıya dönüşecek. “Yaşlandım mı ne” diyeceğim.

Bu içeriğin devamını oku »

Bu yazı toplamda 244, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.En son 07 03 2010 tarihinde görüntülenmiş.

  • Share/Bookmark

DD’nin Bildirisi*

Dil Derneği, 21 Yıldır Aydın Direncinin Simgesidir!

Dil Derneği, 22 Nisan 1987′de aydın dayanışmasıyla kurulmuştur; 21 yıldır da aydın direncinin simgesi olarak dimdik durmaktadır!

Dil Derneği, 12 Eylül sürecinin en karanlık aşamasında o günlerin; bugünkü karanlık gidişte de bugünlerin aydınlığa açılan, umutları diri tutan penceresidir; laik cumhuriyetimizin temel ilkelerinin ödünsüz savunucusudur. Her üyesi, bütün yandaşları, Türk Devriminin en önemli dayanağı olan Dil Devriminin kuşaktan kuşağa akıp gitmesini amaç edinmiştir.

Atatürk, “dilimizi yabancı diller boyunduruğundan kurtarmak” için 12 Temmuz 1932′de Türk Dil Kurumu’nu kurmuş; 5 Eylül 1938′de oluşturduğu “vasiyetnamesi”ne Türkiye İş Bankasındaki bireysel gelirinin bir bölümünü, dernek yapısındaki Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarına bıraktığını el yazısıyla açık açık yazmıştır. Bu davranışının anlamı açıktır; Atatürk bu iki derneğe gelir bırakarak, onları sonsuza dek güvence altına almıştır!

Ancak Atatürk’ün kalıtı hukuk dışı bir yolla çiğnenmiş, çok önem verdiği bu iki kurum, yasa zoruyla 1983′te Başbakanlığa bağlı devlet daireleri yapılmıştır. Bu hukuk ayıbı, 25 yıldır sürmekte, gelip geçen bütün iktidarlar, bu ayıbı, karşıdevrimin utkusunu simgeleyen kaba saba, çirkin bir kolye gibi, 25 yıldır boyunlarında taşımaktadırlar! Atatürk bu kurumları “akademi” yapmak istemişti diye yalan yanlış nedenler göstererek ortaya çıkmak, yayın yapmak “vasiyetname”yi görmemek körlüktür; aymazlıktır; Atatürkçü düşünceye ihanettir!

Bugünkü Türk Dil Kurumu, asla Atatürk’ün kurumu değildir! Çünkü 1932-1983 arasında yaşayan Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nun adı hiçbir zaman yolsuzlukla anılmamış; 51 yıl boyunca Atatürk devrimciliğini onurla taşıyan Türk Dil Kurumu ne laik cumhuriyetle hesaplaşanların ödülünü almış, ne de bilimle inancı birbirine karıştıran haberlere, görüntülere konu olmuştur.

Bu içeriğin devamını oku »

Bu yazı toplamda 177, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.En son 10 03 2010 tarihinde görüntülenmiş.

  • Share/Bookmark

23 Nisan’ın Öngününde

  

Ayın Yazısı*

  

Dil Derneği yeni bir yaşını daha kutluyor… Doğumu, 22 Nisan 1987. Üyesi olma onuruna eriştiğim bu aydınlık derneğin, türlü zorluklar içinde göstermiş olduğu başarılarının artarak süreceğine gönülden inanıyorum.  

Öte yandan, Dernek’in yayın organı Çağdaş Türk Dili dergisi de yeni bir cilde başladı. 20’nci yılında okurlarının karşısına yeni bir biçim ve içerikle çıkmış olan Dergi’ye nice yeniliklerle büyüyecek sonsuz bir yaşam diliyorum. 

* 

Dil Derneği Yönetim Kurulu, Dernek’in 21’inci yılı dolayısıyla bir bildiri** yayımladı. Dernek Başkanı Sevgi Özel de Çağdaş Türk Dili’nin son sayısında, 23 Nisan olgusu bağlamında bu doğumu anlattı. 23 Nisan’ın öngününde, İLGİLİK’in Nisan 2008 sayfalarını bu bildiri ile Sayın Özel’in yazısı onurlandırsın istedim.  

Bu içeriğin devamını oku »

Bu yazı toplamda 238, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.En son 07 03 2010 tarihinde görüntülenmiş.

  • Share/Bookmark

İki Açıklama

‘10 Nisan Vakası ya da…’ Yazısı Dolayısıyla

10 Nisan Vakası ya da…  başlıklı yazıma, bunun yayımlandığı bir başka genelağın üyelerinden Sayın Halit Şindi‘den yanıt yorum geldi. Sayın Şindi, 31 Mart Vakası’na ilişkin ek bilgiler verdiği 13 Nisan 2008 tarihli yazısının başında, “31 Mart Vakası’nın perde arkasında İttihatçılar’ı aramanızın mantığını pek anlayamadım” diyor. Özetle şu görüş de yer alıyor yazıda: Bugün de Volkan gazetesinin, Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın, İttihad-ı Muhammediye Cemiyeti’nin uzantıları var ülkemizde.

Sayın Şindi’nin bu dedikleri üzerine yaptığım açıklamayı aşağıya alıyorum:

«‘Şark Meselesi’nin Yeni Adı

«11 Nisan 2008′de yapıştırdığım ‘10 Nisan Vakası’ başlıklı yazımda, niye “31 Mart Vakası denen önemli bir olayının üzerindeki sis perdesinin kalkmamış olduğunu” da belirtme gereğini duymuştum?

Bu içeriğin devamını oku »

Bu yazı toplamda 176, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.En son 10 03 2010 tarihinde görüntülenmiş.

  • Share/Bookmark

Gerçeklik İşte Bu!

Açık Ülkede Acıyan Pirinç

Herkes biliyor, pirinç el yakmakta! Türban, AB’sel durumlar, 301, mahkemeli-mahkemesiz Anayasa sorunları, sınır ötesi-sınır berisi harekât, sosyal güvenlik şu bu bir yana, pilava kaşık sallamanın zorlaşması bir yana…

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, çözüm yolunu gösterdi: “Biraz bulgur yersek pirinç fiyatları düşer.”

Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün ile Ankara Ticaret Borsası Başkanı Faik Yavuz da Bakan Eker’le aynı fikirde… İki başkan da milleti fiyatlar düşünceye dek pirinçten uzak durmaya çağırıyor.

Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir ise biraz farklı yaklaşıyor konuya: bunca gerginliğin yaşandığı ortamda ‘boykot’ lafını hoş karşılamıyor. Ya ne etmeliymişiz? Hesabımızı kitabımızı yapıp pirinç almamamız gerektiği sonucuna varırsak bu yiyecekten vazgeçmeliymişiz. Çünkü, sağduyu sahibi bir halkmışız. Doğru söze ne denir? Gerçekten bize de bu yakışır: ne kaa para o kaa pirinç!…

Her ne yapacaksak yaptık diyelim, pirinç düşer mi?

Bu içeriğin devamını oku »

Bu yazı toplamda 236, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.En son 09 03 2010 tarihinde görüntülenmiş.

  • Share/Bookmark

Alaturkanın Alafrangalaşması

Vıyk Vıyk…

TRT’nin ‘Alaturka Solist’ yarışması, çok yazık, adıyla bütünleşti.

Türk müziğine yaygın olarak ‘alaturka’ (alaturka musiki, alaturka müzik) denmesi hadi bir ölçüde su götürür… Ne de olsa, bu söz, galatımeşhur niteliği kazanmış sözlerden biri. Galatımeşhurlarımız, yani, genelleşmiş olduğundan yanlış-doğru demeden kullanageldiğimiz sözlerimiz pek çok… Bu yaygın ‘alaturka yanlışlık’ müzik çevrelerinde yapılmasın yeter, diyelim ve bu çevrelerin güçlenmesiyle ‘alaturka’ lafı toplum katında zamanla unutulur, diye umut edelim.

‘Alaturka müzik’ olgusuna bakışımda beni bu ödün verme, daha doğrusu pes etme noktasına getiren etmen, aslında, bu yarışmanın, adını hak etme yolunda günden güne daha da başarı göstermesi. Örneğin, yarışmacıların değerlendirilme ölçütünün müzikdışı alanları gereğinden çok kapsamasından tutun da saz heyetinin ‘vıyk vıyk’ diye sesler çıkarmasına kadar bir dizi alaturkalıklar…

Bilmiyorum, bu izlencenin yapımcısı kim… TRT’nin genelağ alanındaki “TRT Türk Müziği’ni geliştirmeye yönelik projelere imza atmaya devam ediyor” sözünden benim anladığım, ‘Alaturka Solist’ Yarışması TRT’nin yapımı. Bu ne demek? Bu alaturkalıklar hiç ama hiç yakışmıyor TRT’ye demek. Ya da, TRT bu duruma düşmüşmüş de haberimiz yokmuş, demek…

Yeri geldi de söylüyorum: Türk müziği saz heyetine ‘orkestra’ denmesi olacak şey değil!…

Bu içeriğin devamını oku »

Bu yazı toplamda 248, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.En son 04 03 2010 tarihinde görüntülenmiş.

  • Share/Bookmark