Mart 22nd, 2008 at 11:56 (Müzik)
 Â
‘Alaturka Solist Yarışması’…
 Â
Televizyonda bir yarışma daha baÅŸladı. Bu, TRT’nin ‘Alaturka Solist’ yarışması… Elemelerinden görüntüler on gün kadar önce yayımlanmıştı; dün gece de ilk bölümü geldi beyazcama. TRT 1′de… On dört yarışmacının birincisi, ‘Alaturka Solist’ unvanını kazanacak, yüz bin yeni lira da para ödülü alacak. Yarışma, cuma akÅŸamları…
Dün geceki yayında, bu yarışmanın, 2004 yılında düzenlenen ‘Alaturka Beste’ yarışmasının ikinci aÅŸaması olduÄŸu belirtildi. TRT’nin daha önce yaptığı duyurudan da, amacın, “Türk sanat müziÄŸine yeni sesler ve yeni yüzler kazandırmak” olduÄŸu anlaşılıyor.
Her kültürel deÄŸerimiz gibi müziÄŸimizin de kimlik yitimine uÄŸradığı acı bir gidiÅŸ var. Bir çürüme, bir çöküntü süreci… Böyle uÄŸursuz bir süreçte müziÄŸimize olumlu katkısı olacak her adım alkışlanmalı. Bu yarışmayı, iÅŸte bu anlayışla yürekten alkışlıyorum…
‘Alaturka’nın Alaturkalığı…
Alkışlarken de sormadan edemiyorum: bu alaturka merakı bizde ne zaman doğdu?
Adım adım gitmeye çalışayım:
- ‘Alaturka’ sözcüğü, en geniÅŸ anlamıyla, ‘Türk gelenek ve göreneklerine benzeyen’ demek. Bu söz dilimize İtalyancadan gelmiÅŸ: alla turca, yani, Türk gibi, Türk usulü…
- Kim icat etmiÅŸ? Levantenler olsa gerek… Levanten, ‘YakındoÄŸu’da, OrtadoÄŸu’da yerleÅŸmiÅŸ Avrupa asıllı kimse’ demek. Fransızca Levantin (Lövanten) sözcüğünden bozma… Osmanlı döneminde, bütün doÄŸu Akdeniz ülkelerinde olduÄŸu gibi, bizim de Levantenlerimiz vardı; özellikle de liman kentlerimizde… Bunlara ‘tatlı sı Frengi’ de denir. Sözcüğün mucitleri arasında yabancıl (egzotik) tatlar peÅŸinde koÅŸan Batılılar’ın da yer alabileceÄŸini unutmamalı.Â
- Biz niye dilimize sokmuÅŸuz bu sözcüğü? Bu konuda bir kayıt bulamadım. Bu da, özbeöz ‘ayakyolu’na tu kaka muamelesi çekip ona -Fransızcadaki sans numéro lafını numéro cent diye anlama inceliÄŸini (!) göstererek- ‘yüz numara’ deyiÅŸimiz gibi… Bu saçmalıklar, tatlı su FrenkliÄŸi’ne soyunan kentsoylu aracıların (komprador burjuvaların) iÅŸi olsa gerek.  Levantenler’in, egzotikçi Batılılar’ın aÄŸzından kapıvermiÅŸler iÅŸte…
Her neyse… Ama, amacı, “Türk sanat müziÄŸi’ne yeni sesler ve yeni yüzler kazandırmak” olan bir yarışmaya ‘Alaturka Solist’ adını vermek, bence, ‘alaturkanın alaturkalığı’ndan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil… Neden böyle diyorum? ‘Alaturka’ sözünün bir de mecaz anlamı var da ondan: ‘düzensiz, yöntemsiz’ demek oluyor. TRT iÅŸte bu alaturkalığı dört yıl kadar önce de baÅŸarmıştı: Türk müziÄŸine yeni yapıtlar kazandırmak amacıyla düzenlediÄŸini duyurduÄŸu yarışmaya ‘Alaturka Beste Yarışması’ diyerek…
Yeri GelmiÅŸken…
Müzik nedir, sorusu kısaca, “biçim ve devinim kazanmış olan ses” diye yanıtlanabir. Böyle bir sesin baÅŸta gelen özelliÄŸi sanatsal olmasıdır. Sanatsallığın ölçütü ise güzelduyu (estetik)…
Öte yandan, müzik türlerini pek çok ölçüte göre sıralayabiliriz. Bu ölçütlerden biri de, müziÄŸin ait olduÄŸu kültürdür. Bu ölçüte göre bizim müziÄŸimizin adı ‘Türk müziÄŸi’. Bu, iki kaynaktan doÄŸan bir müzik. DoÄŸrudan halkın baÄŸrından kopup gelen ve bestecinin gönlünden dökülen… Bunlardan yalnızca bestecinin ortaya koyduÄŸu yapıtları ‘sanatsal’ kabul etmek, müziÄŸin tanımı baÄŸlamında yanlış olmuyor mu? Yani, ‘Türk sanat müziÄŸi’ tanımlaması doÄŸru mu? Bana göre yanlış…
Bırakalım, “Arabeskin kralı Orhan Gencebay, Türk televizyonlarının en sivri dillisi ArmaÄŸan ÇaÄŸlayan, Fantezi müziÄŸin büyük ismi Ebru GündeÅŸ ve Türk sanat müziÄŸinin Divası Bülent Ersoy’dan oluÅŸan dev jüri kadrosu ve Osmantan Erkır’ın sunumuyla Popstar Alaturka“*, milyonları ekrana kilitleyedursun; TRT’nin yarışması alaturkalıktan arınsın, yeter… Â
   Â
İnal Karagözoğlu
Yarımca, 22 Mart 2008
_______________
© 2008 İK