Varlığımızla Özdeşleşmiş Bir Günün Yıldönümü
Mart 13th, 2008 at 10:51 (Belirli Gün ve Haftalar)
 Â
İstiklal Marşı, Mehmet Akif,
Mehmet Akif Ersoy Evi
Dün, İstiklal Marşımız’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabulünün 87′nci yıldönümüydü. Yıldönümü dolayısıyla İstiklâl Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü kapsamında törenler düzenlendi. Bunlardan biri de, Ankara’da CumhurbaÅŸkanı Abdullah Gül’ün de katıldığı törendi. Tacettin Dergâhı ve Mehmet Akif Ersoy Kültür Parkı’nda düzenlenen bu tören çerçevesinde, onarılıp eski durumuna getirilen müze ev Mehmet Akif Ersoy Evi’nin açılışı da yapıldı.
Her bağımsız ülkenin bağımsızlığını simgeleyen bir ‘ulusal marÅŸ’ı var. Biz, ulusal marşımıza özel bir ad vermiÅŸizdir: ‘Ulusal Marşımız’ demeyiz ona; bizimki, ‘İstiklal Marşımız’dır. KurtuluÅŸ Savaşımız’dan Cumhuriyetimiz’e uzanan tarihsel süreçte, önce ulusumuzun bağımsızlık istenciyle, KurtuluÅŸ’tan sonra da bağımsızlığımızla özdeÅŸleÅŸmiz bir ad…
Bu anlamlı yıldönümü dolayısıyla, buraya, Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı ‘nın genelaÄŸ alanından konuya iliÅŸkin üç yazı taşımak istiyoruz:
«İSTİKLÂL MARŞI 86 YAŞINDA
1936 yılının Haziran ayında İstanbul Taksim’deki Mısır Apartmanı’nda yoÄŸun bir ziyaretçi akını vardı. BeyoÄŸlu İstiklal Caddesi (Galatasaray) üzerindeki Mısır Apartmanı Abbas Halim PaÅŸa tarafından Ermeni mimar Hovsep Aznavuryan’a yaptırılmıştı. (1910) O günkü adıyla Cadde-i Kebir’deki Mısır Apartmanı Art Nouveau stilinde tasarlanmış, ancak “birinci mimarlık dönemi”nin izlerini taşıyor. Birçok ünlü gibi Mithat Cemal Kuntay ve Fuat Åžemsi İnan da Mısır Apartmanı’nda oturmuÅŸlardı.
Mısır’dan hasta ve yorgun dönen Mehmet Âkif Ersoy (16 Haziran 1936) vatanında ölmek istiyor ve diyordu ki ” Cânı cânânı bütün varımı alsında hüdâ/ etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.”
Abbas Halim PaÅŸa ve öteki dostları, Mehmet Âkif’ Ersoy’u Mısır Apartmanı’nda konuk ettiler. Bir ara NiÅŸantaşı Åžifahanesinde tedavi gördü. Zaman zaman da Abbas Halim PaÅŸa’nın Alemdağı’ndaki çiftliÄŸinde kalıyordu. Siroz her geçen gün ilerliyor, Âkif’i bitap bırakıyordu.
Mehmet Âkif Ersoy İstiklâl Savaşımızın kazanılmasından mutlu ve mesrurdu. KonuÅŸma İstiklâl Marşı’na geldiÄŸinde de yatağından zorda olsa kalkıyor ve konuklarına diyordu ki;
“- İstiklâl Marşı: o günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi. O ÅŸiir milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir facia karşısında bunalan ruhların ızdıraplar içinde halâs dakikalarını beklediÄŸi bir zamanda yazılan o marÅŸ, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O ÅŸiir bir daha yazılamaz. O’nu kimse yazamaz. O’nu bende yazamam. O’nu yazmak için, o günleri görmek, o günleri yaÅŸamak lâzım. O ÅŸiir artık benim deÄŸildir. O milletin malıdır. Benim milletime karşı en kıymetli hediyem budur.”
Halide Edip Adıvar’ın romanına verdiÄŸi ismiyle “Türk’ün AteÅŸle İmtihanı” bütün dünya milletlerini dehÅŸete düşürecek, iÅŸtahlarını kursaklarında bırakacak derecede üstün bir muvaffakiyetle verilmiÅŸti.
Vatanın baÄŸrından Namık Kemal’in deÄŸiÅŸiyle “Düşmanın Hançeri” çekip, çıkarılmıştı. İstiklâl Savaşında Türkler sadece ülkeyi iÅŸgal eden Fransız, İngiliz, İtalyan, Yunan ve İtilaf devletlerine karşı mücadele vermiyordu; açlığa, sefalete, hastalığa, imkansızlığa, vefasızlığa, hainliÄŸe karşı da savaşıyordu. Türk’ün zaferi dünyadaki bütün mazlum milletleri de sevindirmiÅŸ, örnek teÅŸkil etmiÅŸti.
İstiklâl Savaşı’na Mehmet Âkif Ersoy’da katılmıştı. İstanbul’un iÅŸgalinden sonra EÅŸref Edip Fergan’ın yayınladığı ve kendisinin de yazı ailesinde bulunduÄŸu SebülürreÅŸad dergisi neÅŸriyatına ara vermiÅŸti. SebülürreÅŸad mührü ile birlikte Âkif ve EÅŸref Edip Kastamonu’ya yerleÅŸerek mücadeleye orada devam ettiler. Mehmet Âkif, Kastamonu Nasrullah Camii’nde verdiÄŸi vaazlarla halkı milli mücadeleye davet etti. Onları yüreklendirdi. Åžiirleriyle cesaretlerini arttırdı. Öyleki; Genelkurmay BaÅŸkanlığı Âkif’in bu çalışmalarını çoÄŸaltarak cephedeki Mehmetçiklere dağıttı.
Balıkesir Zagnos PaÅŸa Cami’indeki vaazları da Nasrullah Cami’indeki kadar ÅŸiddetliydi. Hep ümit veriyordu milli mücadelede. Nitekim Mustafa Kemal PaÅŸa’da Zagnos PaÅŸa camii’nde minberden bir konuÅŸma yaparak halka mesaj verdi, zafer için onları heyecanlandırdı.
Mehmet Âkif Konya’da isyanı bastırdı. Cephe cephe dolaÅŸarak, savaÅŸan askerlerimize umut ve heyecan verdi. Görevli olarak Suudi Arabistan’a gitti. Necid’de kuşçu başı EÅŸref Bey’in baÅŸkanı olduÄŸu heyetle birlikte; isyan eden Åžerif Hüseyin’e karşı, devlete sadık kalan Necid Meliki İbnürreÅŸid ile Riyad’da görüştü.
SavaÅŸta müttefikimiz olan Almanlar; Rus, İngiliz ve Fransız ordularındaki savaÅŸ sırasında esir olan Müslüman askerleri ayrı kamplarda toplamışlardı. Müslüman esirlere iyi muamele ediliyordu. Bir jest olarak Almanlar, içlerinde Mehmet Âkif Ersoy’unda olduÄŸu bir heyeti Berlin’e davet ettiler. Âkif’in Müslüman esirlere hitaben yaptığı konuÅŸma da Almanlar tarafından konuÅŸularak dağıtıldı.
İstiklâl Savaşı’nın zaferle sonuçlanması Ankara’daki hareketliliÄŸi hızlandırdı. TBMM çalışmalarını aralıksız sürdürüyordu. Mehmet Âkif’de önce Biga, sonra Burdur mebusu olarak parlamento’da gayret gösteriyordu.
Genelkurmay BaÅŸkanlığı o sıcak günlerde Milli EÄŸitim Bakanlığı’na müracaat ederek:
“- İstiklâl Savaşımızın mânâsını anlayacak, halka ve askere heyecan verecek ve diger milletlerde bulunan milli MarÅŸlara denk olacak bir marÅŸ.” istedi.Â
O günkü adıyla ” Maarif Vekaleti” bütün kuruluÅŸlara bu isteÄŸi bir genelge ile bildirdi. Ayrıca gazetelere de ilanlar verilerek ” birinci gelecek ÅŸiire 500 Lira ve bestesine de aynı ÅŸekilde 500 Lira mükâfat” verileceÄŸi açıklandı.Â
Yarışmaya şiir yağıyordu. 724 şiir gönderildi 6 ay içerisinde. 6 şiir elemeye kaldı.
Hüseyin Suat Bey yarışma şiirinde şöyle diyordu;
” - Türk’ün evvelce büyük bir pederi/ Çekti sancaÄŸa hilâl-i seferi / Kanımızla boyadık bahr-ü Berri / Böyle aldık bu güzel ülkeleri/ İleri arÅŸ ileri / Geri kalsın vatanın kahpeleri.”
Matbuat Müdüriyet-i Umumiyesi Muharrirlerinden Kemalettin Kami uzun şiirinin bir bölümünde şunları söylüyor;
“- Göz yaşına veda et/ Ey güzel Anadolu/ Hakkını korur elbet/ Türk’ün bükülmez kolu.”
Yarışmaya Ankara’dan “A.S.’nin gönderdiÄŸi ÅŸiir de şöyle;
“- Millet aÅŸkı, din aÅŸkı, vatan aÅŸkı uyansın/ Yurduma göz dikenler al kanlara boyansın/ Ya ben, ya onlar diyen silahına dayansın/ Türk oÄŸludur bu millet/ Türk’ündür bu memleket!”
Merzifon İdadisi Hat Muallimi İskender Haki Bey’in ÅŸiiri de şöyle;
“- Ey Müslüman, Ey TürkoÄŸlu/ Açıldı İstikbâl yolu/ Benim son günlerimdir / Diyor size Anadolu”
Yarışmaya “M” Rumuzu ile giren sanatçı ise bakın neler sıralamış:
“- Altıbin yıl efendilik yaptın/ Kahraman Türk idi cihanda adın/ Bir ateÅŸten siperdin İslam’a/ Sönmeyen bir güneÅŸ gibi yaÅŸadın.”
Kısa örnekler aldığımız yarışmanın son ÅŸiiri Mehmet Muhsin Bey’in:
“- Yıllarca altı cephede ateÅŸle kanlara/ Türk’ün hilal-ü dinine düşman olanlara/ Ceddin o, yıldırım gibi sardın zaman zaman/ yüksek başın eÄŸilmedi bir an cihanlara.”
Â
Elemelerde ortaya çıkan bu altı şiir çoğaltılarak milletvekillerine dağıtıldı. Ancak İstiklâl Savaşımızı ve halkımızın kahramanlığını, fedakârlığını anlatan dizeler daha güçlü olmalıydı, daha etkili ve tesirli bulunmalıydı. Duygu çağlayanı aranıyordu, insanları heyecana gark edebilecek, öz ve has kimliğini aktaracak, değerleri yücelikleri, güzellikleri yansıtacak bir şey.
Tek kelime ile bir “milli yemin” arıyordu TBMM.
Maarifvekili ve büyük hatip Hamdullah Suphi Tanrıöver, Mehmet Âkif’i ziyaret ederek, ondan bir ÅŸiir istiyor. Peki neden?!
Finale kalan şiirler beğenilmemiş miydi? Yoksa bir başka husus mu vardı?
O güne kadar Mehmet Âkif’ten bir çok arkadaşı bu yarışmaya katılmasını istemiÅŸ, sanatçı hepsini münasip bir dille reddetmiÅŸti. Oysa o sırada sırtına giyecek bir paltosu bile yoktu. İhtiyaç sahibi birine vermiÅŸti. Ankara’nın o Mart soÄŸukları hatırlanınca kışın nasıl geçtiÄŸi bilinir. Mehmet Âkif’te üşüyordu bittabi. Zaman zaman baytar (veteriner) meslektaşı Profesör Åžefik Kolaylı’nın paltosunu ödünç alıyor, sırtına geçiriyordu. İkâmet ettiÄŸi Samanpazarı’ndaki Taceddin Dergah’ından, Ulus’taki TBMM’ne gitmek epey bir zaman alıyordu, yol yakın deÄŸildi. O günlerde tarım alanı olan bölgede rüzgâr insanları uçuracak kuvvette esiyordu zaman zaman. Hamdullah Suphi Bey’in ısrarını kıramadı, kendisi de “mükâfat vermeyecekleri” sözü alarak ÅŸiiri yazmaya baÅŸladı. Sabahlara kadar uyumadı. Duygulandığı anları hemen not ediyordu. Duvara yazıyordu, adeta kazıyordu. 17 Åžubat 1921 günü İstiklâl Marşı’nın yazımı tamamlandı.
Åžiir, TBMM BaÅŸkanlığı’na teslim edildi. Oy birliÄŸi ile kabul gördü. Defalarca okundu, ayakta alkışlandı. 12 Mart 1921. Peki mükâfat ne olacaktı. 1921in 500 Lira’sı onlarca apartman ederdi. Üstelik Âkif parasızdı. EÅŸi İsmet Hanım astım hastasıydı, bakıma ve ilaca muhtaçtı.
Mehmet Âkif 500 Lira mükafatı darülmesai (iÅŸ evi) adlı Hilâl-i Ahmer’e bağışladı. Yani Kızılay’a. Kızılay’da hastanelerde tedavi gören yaralı askerlerin ihtiyacı için harcadı.
İstilâl Marşımızı Mehmet Âkif  ”Karaman Ordumuza” ithaf etti ve Safahat’a almadı. Ne diyordu marşımız:Â
“Korma, sönmez bu ÅŸafaklarda yüzen alsancak.”
“Ey bu vatanın kurtuluÅŸu için milletimizin maddi ve manevi varlıkları için savaÅŸan arkadaÅŸ; merak etme, endiÅŸelere kapılıp üzülme, yurdumun düşman iÅŸgal ve zulmü altında, akÅŸam karanlığı çökmüş göklerinde, gün batımının kızıl ÅŸafakları içinde bir alev gibi süzülüp dalgalanan al bayrağımız yere inmeyecek, daima yüksekte kalacak ve onun alevleri, bu topraklardaki son bir ocak yandıkça ve canlı tekbir kiÅŸi kalana deÄŸin sönmeyecek ve daima yaÅŸayacaktır. (Mehmet ErtuÄŸrul DüzdaÄŸ’dan)”
Bütün okullarımızda okuduğumuz İstiklâl Marşı bir iman tazelemektir. Dinamizmdir. Türk dilinin en güzel örneğidir. İyi ki öyle yazılmış. Muhtevası ve duyguları harikadır. Fazilet ve medeniyeti öne çıkarmaktır. Ümittir ve aydınlığa yol almaktır.
İstiklal Marşı tefekkürdür, ruhdur, heyecandır, hikmettir. Şanlı mazimizdir, Kahramanlık destanımızdır, heybetli kimliğimizdir.
Dik bir duruÅŸtur.
Özgürlüğün simgesidir.
Milli mutabakattır.
Maneviyat sembolüdür.
Kararlılık, yurtseverlik, özgürlük aşkı ve çağdaşlıktır İstiklâl Marşımız.
Mehmet Âkif Ersoy’a gelince, örnek ÅŸahsiyettir.
İmân ve âhlak sahibidir.
Mert ve sarsılmaz bir karakterdir.
Milletin ta kendisi bir insandır.
Toplumun derdini kendine dert edinmiş bir sanatçıdır.
Halkın duygu ve düşüncesiyle donanmış bir yapıdır.
İstikbâli bütün refahıyla arzu eden bir mütefekkirdir.
Dizeleri yumrukları gibi vurucu bir sporcudur.
Yol göstericidir.
Düşünce adamı, fikir önderidir.
Mehmet Âkif Ersoy iyi bir aile babasıdır, hisli bir eÅŸtir, iddialı bir güreşçidir. Örnek bir akademisyendir. Fedakar bir milletvekilidir.  Â
Cömert, mükrim ve çetin eviz bir dosttur. Azimli, vefalı, mütevazi vakur, cesur, mahcup, mukavim, yalnız, daima okur ve okutur, taassuba, cehalete, sapıklığa sonuna kadar düşman, müstağni, sözde ve özde gerçek Müslüman kahraman Türk milliyetçisi, yiğit bir memleket sever, Müslümanlara islamı yeniden okutmaya çalışan entelektüel ahlak sahibi bir sanatçıdır.
His ve fikirleri milletin ve tarihin birer motifi ve tezyiniydi.
“Toprakta gezen gölgeme, toprak çekilince,
Günler şu heyülayı da ergeç silecektir,
Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma,
Sessiz yaÅŸadım, kim beni nereden bilecektir.”
Mehmet Âkif Ersoy diyordu ki, “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırtmasın.” Ama Mehmet Âkif Ersoylar hep olsun.
İstiklâl Marşımızın yazıldığı, bugün için Hacettepe Üniversitesi Saman Pazarı kampüsü içinde olan Merhmet Akif Ersoy Müzeevi de (Taceddin Dergahı) tarihi dokusunu koruyan bir cazibe merkezi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne baÄŸlanmalıdır.»
____________
Not: Bu yazı, geçen yıl yazılmıştı. İ
-o-
«12 MART İSTİKLAL MARÅžI’NIN KABUL EDİLDİĞİ GÜNÜ
VE MEHMET AKİF ERSOY’U ANMA GÜNÜ
TBMM 4 Mayıs 2007 günü, 5649 sayılı bir kanun çıkartarak İstiklal Marşı’nın Kabul EdildiÄŸi Günü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü olarak resmen kabul etti. Artık bütün Türkiye’de ve yurt dışında 12 Mart kutlamaları için hummalı bir faaliyet var. Bu çerçevede anma günü yönetmeliÄŸi de hazırlandı. İstiklal Marşı’mızın kabul edildiÄŸi yıl dönümünde tüm resmi kurum ve kuruluÅŸların yanında, sivil toplum örgütleri de bu etkinliÄŸin içinde yer alıyor.
Madem sivilleÅŸiyoruz, insan hak ve hürriyetlerini önemsiyor, demokrasiyi ve hukuk devletini savunuyoruz, 12 Mart Günü programlarını yürütmede yöneticilerimiz yanlarına sivil toplum kuruluÅŸları temsilcilerini de almakla bir eksiÄŸi tamamlamış olacaklardır. Bu sene, uygulanmasına baÅŸlanacak 5649 sayılı kanun hayata geçecek. Dolayısıyla bir fon ayrılmalı kamu yönetimlerince. Program yıl içine yayılmalı, tek bir günle yetinmemeli. Yurtdışına da taÅŸmalı. Mehmet Akif Ersoy’un hatıralarının olduÄŸu baÅŸta Mısır, Almanya, Suudi Arabistan, Lübnan olmak üzere İstanbul, Ankara, Kastamonu, Balıkesir, Konya, İskenderun, Hatay, Edirne ve Burdur’da görkemli programlar düzenlenmelidir. Â
Söz konusu kentlerin mahalli yöneticilerine önemli görevler düşüyor. Peki neler gerçekleÅŸtirilebilinir? Sergiler (Mehmet Akif Ersoy fotoÄŸrafları ve resimleri, hakkında yayınlanan kitaplar vs.), konuÅŸmalar, açık oturumlar, paneller, sempozyumlar, film gösterileri (Akif hakkında TRT, Kültür Bakanlığı ile vakfımız ve bazı yayınevlerinin yaptırdığı sinema ve televizyon filmi mevcuttur), Sinema Günleri, sanatçının eserlerinden sahneye uyarlamalar, mikrofona yansıtmalar, kitap yayınları, Akif’in üzerinde titizlikle durduÄŸu fakir, fukara, yoksul, biçare ve düşkünler için sosyal yardım kuruluÅŸlarının artırılması, buralara ÅŸairin adının verilmesi, Türkiye’deki 220”yi aÅŸkın Mehmet Akif Ersoy isimli okul temsilcilerinin sözkonusu günde Ankara’da buluÅŸarak ilk Meclis ile TBMM ve Taceddin Dergahı’nı ziyaret etmeleri, yarışmalar düzenlemeleri mümkündür. Bütün bu etkinliklerdaha sonra özetlenerek yayınlanmalı ve arÅŸivlere girebilmelidir. İstiklal Marşı’mızın yeni baskıları gerçekleÅŸtirilerek, Safahat ile birlikte her eve, her kuruma, her okula yeniden girebilmeli, dev posterler bulvar, cadde ve sokaklara asılmalıdır. Akif adına çalışkan öğrencilere burs ve kredi verilmelidir. 12 Mart Günü insana yatırım yapılmalı, insan endeksli politikalar üretilmelidir. Özel ÅŸartlar da göz önünde bulundurularak Akif”in hedef gösterdiÄŸi Asım neslinin yetiÅŸmesi ve sorumluluk alması konusunda gayret gösterilmelidir.»
-o-
«Taceddin Dergâhı
Taceddin Dergâhı, İstiklâl Marşı’nın yazıldığı mekândır. Akif, Milli Mücadele’ye katılmak için Ankara’ya geldiÄŸinde ev bulmanın çok zor olduÄŸundan dolayı Dergâh’ın ÅŸeyhi tarafından ikamet etmesi için Mehmed Akif’e tahsis edilmiÅŸti.
Burası, Akif in dostlarını ağırladığı, ülke sorunlarının, sanatın ve Milli Mücadele ile ilgili konuların konuşulduğu, tartışıldığı ve bağımsızlık mücadelesinin odak noktalarından biridir. Bu açıdan da Taceddin Dergâhı önemli ve hatırlanması, korunması gereken bir mekândır.
Ancak Dergâh çok uzun yıllardır kendi kaderine terkedilmiş, bakımsız ve içinde sarhoşların barındığı bir yer olarak kaldı. İlk olarak 1968 yılında, Ankara Eski Valisi ve senatör Ömer Naci Bozkurt tarafından fark edilerek tamir ve tadilatı yapıldı.
Daha sonra, bazı sivil toplum kuruluÅŸlarıyla birlikte Mehmed Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’ nın çabalarıyla Akif’i anma günlerinin yapıldığı bir merkeze dönüştü.
Ancak, bizzat Hacettepe Üniversitesi, sit alanı olan bu bölgede kaçak yapılarla Dergâh’ın etrafını kuÅŸattı. Mahkemede yıkım kararı alınmasına raÄŸmen bu binalar yıkılamıyor.
Dergâh, ‘Mehmed Akif Ersoy Evi’ olarak hizmet veriyor.»
*Â Â Â
İstiklal Marşımız’ın 87′nci yılı kutlu olsun!
 Â
İLGİLİK
© 2008 ilgilik.net