Yeni Örnekleri?
Mart 9th, 2008 at 12:38 (Mektup)
Mektup
“Selam verdim, rüşvet deÄŸildir deyu (diye) almadılar. Hüküm gösterdim, faydasızdır deyu iltifat etmediler. EÄŸerçi (her ne kadar) görünürde itaat eder gibi davrandılar amma (ama) bütün sorduklarıma hâl diliyle (davranışlarıyla) karşılık verdiler.”
‘Mektup’ bölümümüzde ilk sayfayı açış sözleri bu üç tümceden baÅŸkası olamazdı. Ölümlü dünyadan XVI. Yüzyıl’ın ortalarında ayrılan Fuzuli, derdini yüce bir makama bu sözlerle baÅŸlayan yakınma mektubuyla aktarmış. Åžair’in geleceÄŸe de gönderme yaparcasına kaleme aldığı Åžikâyetname’si, bugünlere ‘mektup’ türünde bir düzyazı örneÄŸi olarak da gelmiÅŸ… Hiç ama hiç eskimeden…
Fuzuli anlatıyor:
“Dedim: Ey arkadaÅŸlar, bu ne yanlış iÅŸtir, bu ne yüz asıklığıdır?
Dediler: Bizim âdetimiz böyledir.
Dedim: Benim riayetimi gerekli görmüşler ve bana tekaüt beratı vermişler ki ondan her zaman pay alam ve padişaha gönül rahatlığı ile dua kılam.
Dediler: Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve gidip gelme sermayesi vermişler ki, daima faydasız mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüp sert sözler işitesin.
Dedim: Beratımın gereği niçin yerine gelmez?
Dediler: Zevaittir, husulü mümkün olmaz (Gereksiz şeylerdendir; gerçekleşmesi olanaksızdır).
Dedim: Böyle evkaf zevaidsiz olur mu? (Böylesi bağışlanmış bir şey gereksiz olur mu?)
Dediler: Asitane’nin (Devlet merkezinin [BaÅŸkent'in/İstanbul'un]) masraflarından artarsa bizden kalır mı?
Dedim: Vakıf malın (malını) dilediği gibi kullanmak vebaldir (günaahtır).
Dediler: Akçamız ile satın almışız, bize helaldir.
Dedim: Hesaba alsalar bu tuttuğunuz yolun fesadı bulunur (İş hesap sormaya varırsa, tuttuğunuz bu yolun kötülüğü ortaya çıkacaktır).
Dediler: Bu hesap, kıyamette sorulur.
Dedim: Dünyada dahi hesap olur, haberin işitmişiz.
Dediler: Ondan dahi korkumuz yoktur, kâtipleri razı etmiÅŸiz.”
Kanuni Sultan Süleyman‘ın baÄŸladığı günlüğü dokuz akçe olan aylığının verilmemesi üzerine NiÅŸancı¹ Celâlzade Mustafa Çelebi‘ye yazdığı mektubunu Fuzuli, ÅŸu satılarla noktalamış:
“Gördüm ki sualime cevaptan baÅŸka nesne vermezler ve bu berat ile hacetim kılmağın reva görmezler, çaresiz mücadeleyi terk ettim ve mey’us ü mahrum guÅŸe-i uzletime çekildim (Bana sorularımı yanıtlamaktan baÅŸka hiçbir ÅŸey vermeyeceklerini ve bu belgenin gereÄŸini yerine getirmeyeceklerini anladım; umarsız kalıp çabalamayı bıraktım ve üzgün ve yoksun bir durumda ıssız köşeme çekildim).”
*
‘Mektup’ defterimizin bu ilk yaprağını bir notla süsleyeyim: görmüş olup da anımsayanlar çıkar mı bilmem, bugünkü abecemize geçiÅŸimizin hemen ertesi yılı, Yeni Yazı İle Mektup Nümûneleri adında on altı sayfalık bir kitapçık yayımlanmış. Kapağında, NaÅŸiri Meserret Kütüphanesi sahibi İbrahim, Ankara Caddesi No. 143-145 İstanbul yazıyor. Başında beresi, mektup okumakta olan bir hanım resmi süslüyor bu kapağı…
Bu yazımı onurlandıracak olan ise Selim İleri olsun istiyorum. Yitik Masumiyetin Ardında baÅŸlıklı yazısıyla…²
*Â Â *Â Â *
«Yitik Masumiyetin Ardında
Tefeyyüz Kitabevi 1929′da yeni harflerle bir kitap yayınlar. Bu, Mithat Sadullah’ın (Sander) kaleme getirdiÄŸi Yeni Mektup Nümuneleri’dir. Dilerseniz, kitabın alt baÅŸlığına bir göz atalım:
“Yeni yazılarımızla, pek sade ve doÄŸru bir üslup ile yazılmış Resmi, Samimi, Ticari ve Ailevi en yeni mektup nümunelerini havidir.”
Mithat Sadullah adını ben bir de ReÅŸat Nuri Güntekin’in kitaplarından hatırlarım. Ünlü romancının ölümünden sonra eserleri yeniden basılırken, eÅŸi Hadiye Güntekin, ReÅŸat Nuri imzalı kitapların “geliÅŸigüzel” basılmasından yakınmış; bu kez “külliyatın tabı iÅŸlerinin tanzimini -ReÅŸat Nuri’nin yazı arkadaşı, çok eski ve samimi aile dostumuz- tanınmış muharrirlerimizden Mithat Sadullah Sander deruhte etmiÅŸtir” demiÅŸ.
Bu sözler, 1959 basımı AkÅŸam GüneÅŸi’nden.
Åžimdi yine ilk kitabımıza dönelim. Mithat Sadullah mektupları üçe ayırıyor: 1) ArkadaÅŸ mektupları; 2) Aile mektupları; 3) İş mektupları. Mektup yazma sanatının en önemli özelliÄŸini ise, “samimiyet ve sadelik”te buluyor.
Gerçi kitaptaki mektupların içtenliÄŸi, yalınlığı tartışılabilir ama, Yeni Mektup Nümuneleri’nin baÅŸlı başına bir roman, hem de toplumbilimsel bir roman kitabı olduÄŸu öyle kolay kolay tartışılamaz. Mektuplar okunduÄŸunda, bir ‘dönem’ yaÅŸamaya koyuluyor.
Daha, “Nihadın ilk mektubu” mektup sanatıyla okulda karşılaÅŸan Cumhuriyet çocuÄŸunun coÅŸkusunu dile getirir. Nihat, mektup yazmanın inceliklerini öğretmeninden öğrenir öğrenmez, “Sevgili kardeÅŸim”e yazmaktadır. Bu onun belki de ilk mektubu! Üstelik, mektubu güzel yazarsa, annesi Nihat’a bir yazı takımı alacak.
Evet, yazı takımı. Artık pek az annenin çocuğuna almayı düşündüğü bir armağan. Hoş, birbirlerine mektup yazan ilkokul çocukları da herhalde gün geçtikçe azalıyor; belki çoktan tükendi. Çocuklar şimdi birbirlerine cep telefonlarından mesaj gönderiyorlar.
Nihat, “Sevgili kardeÅŸim”e yazarken, birtakım kitaplardan, yazılardan bir ÅŸeyler “kopye” etmenin ne kadar yersiz olduÄŸunu belirtir. Düşüncelerimizi, görüşlerimizi, kendi kalemimizle, kiÅŸisel yorumlarımızla, kendi bildiÄŸimiz gibi yazmanın anlamlı olabileceÄŸini açıklar. Kısacası, Nihat, kendi olmaya çalışmakta; ya da, Mithat Sadullah, Cumhuriyet çocuÄŸunun öyle olmasını temenni etmektedir. Belki bir ‘ferdiyet’ arayışı…
Giderek, “Sevgili kardeÅŸim”in aslında aÄŸabey olduÄŸunu öğreniriz. Sevgili aÄŸabey baÅŸka bir kentte -ola ki yeni baÅŸkent Ankara’da-, galiba yatılı okumaktadır. Ama “birkaç ay sonra imtihanlarını bitirip” dönecektir. Bu arada küçük kardeÅŸini elbette yanıtlayacaktır. Sonra, anneleri, Nihat için, aÄŸabeyi için ve “hepimiz için” dua eder…
Sıradaki mektuplar, kutlama mektupları. (…) Lisesi müdürlüğüne atanan bir beye, yeni evli bir çifte, diplomasını büyük baÅŸarıyla almış akraba çocuÄŸuna, uzaktaki babaya bayram tebriki için yazılmış mektuplar. Bu örnek mektupların hepsinden, bugün, sönmüş hayaller ve yoÄŸun hüzünler okunabiliyor ancak.
Herhangi bir Nemide’ye yazılan mektupta, mektubu imzalamış Åž. M. balkondadır. Ve tabii bol yıldızlı bir gecedir. Üstelik, “karşımızdaki evden latif bir keman sesi” gelmektedir.
C. N. ise, sıcak bir yaz gecesi, “Çok sevgili, biricik Rakımcığım”a yazmakta, maziyi, güzel günlerini, eÅŸsiz zamanları hatırlamaktadır. Kulaklarında “bir çığlık gibi yükselen vapur sesleri” yankır. Bunlar hepsi, gecenin derin siyahlığında eriyecektir.
Sonra sıra, tüccarların, alacaklıların, borçluların birbirlerine yazdıkları, sizli bizli, efendimli, hürmet takdim eden mektuplara geliyor. Akıllara durgunluk verici bir nezaket. Herkes birbirine saygılıdır; o kadar ki, zararı görülmüş üçüncü kişilerden bile ölçülü dille söz açılır:
“Birçok senelerden beri ticarethanemizde katiplik yapmış ve namımıza imza atmaya mezun olan Hüsnü Bey bizden ayrılmıştır…”
Mithat Sadullah’ın mektup ütopyasındaki Türkiye, dikkat edilirse, Yeni Mektup Nümuneleri’ne özgü üslubu, Hadiye Güntekin’den alıntıladığım satırlarda da korumuÅŸ, koruyabilmiÅŸ. Demek ki 1959 ve sonrası, daha birkaç yıl, tümü son yıllar, sona eren bir incelik, saygı, nezaket dönemiymiÅŸ.
Hepsinin ortak özelliÄŸi masumiyettir. Sözlük ‘masumiyet’ için, günahsız ve suçsuz olma hali diyor. Masum için, günahsız, suçsuz dediÄŸi gibi, bir de “yazıksız” diyor.
Yazıksız çok hoşuma gitti. Fakat günümüzün geldiği noktada hangimiz yazıksız olabiliriz?!
Åžimdi dönüp baktığımızda, laf kalabalığı, edebiyat salatası diye çoÄŸu kez alay ettiÄŸimiz, küçümsediÄŸimiz o yıldızlı geceler, balkonlarda dinlenilmiÅŸ keman konsercikleri nasıl yazıksız anılabilir…
Yıllar var ki, “çok eski ve samimi aile dostumuz” deyiÅŸini kimselerden iÅŸitmiyorum.
Tam tersine, sözcükler, sözler vurdulu kırdılı. Hayatın kılgısındaki konuşma ve yazışma üslubu, birbirimizin yakasına yapışacak kertede çirkin, kabagüce açık.
Yeni Mektup Nümuneleri’ndeki ülkü nerede, neden sönüp gitti?..»
*
Bir yazın türü de olan ‘mektup’, -kimi yazanlarının amacı, ortaya yazınsal bir yapıt koyma olmasa da- pek çok yazarın kalem yürüttüğü bir alan…Â
Bir zamanlar ‘özel’inden ‘açık’ına günlük yaÅŸamımızda önemli yeri olan mektup artık unutulmaya yüz tuttu. Umalım, hiç olmazsa yazınsal alanda yaÅŸar…
İnal Karagözoğlu
Yarımca, 9 Mart 2008
________________
¹ Osmanlı devlet örgütünde padiÅŸahın imzası demek olan ‘tuÄŸra’yı çekmekle görevli olan bir üstgörevli. NiÅŸancı, Osmanlı’da bugünkü bakanlar kuruluna karşı gelen divan-ı hümayunun önemli bir üyesiydi.
² Zaman gzt., 3 Haz. 2007
© 2008 İK