Öncesi, ‘Yeni Kadın’ ve …
08, Mar, 2008 at 18:36 (Makale)
İÇERDEN MIRILDANMALAR*
Alev Alatlı
GözlemlediÄŸim odur ki, korkutan tülbent deÄŸil, türban. Niye, çünkü, derin belleÄŸimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner kırık kol baÄŸlar, döner sancılı başı sıkar, döner yoÄŸurt süzer, döner hamur teknesini örter, döner bebeyi haÅŸerattan korur, hastanın terini siler, yavukluya armaÄŸan olur, hasreti iyileÅŸtirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır; sabun kokusu, kekik ıtırı, kadın ÅŸefkati, ana kucağı çaÄŸrıştırır. Türban öyle deÄŸil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre iliÅŸkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiÄŸinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına iliÅŸkin tüm diÄŸer yorum ve kuralların da kabullenildiÄŸini ima eder. Bunların arasında kötülük, fitne ve uÄŸursuzluk kaynağı olmamızdan baÅŸka, dinen ve aklen dûn (eksik) yaratıldığımız, namazı bozan köpekler ve eÅŸeklerle bir tutulduÄŸumuz ÅŸeklinde, eÅŸrefi mahlûkat olmaktan gelen haysiyetimizi rencide eden yorumlar vardır. Türban, bu yorumların zımnen kabulü olarak görüldüğü için korkutur. Kadın/ana koÅŸulsuz sevginin simgesidir. Toplumun, yasaların, hatta kutsal kitapların dayatmalarına raÄŸmen doÄŸurduklarından vazgeçmeyen, terörist torunundan da, eÅŸcinsel oÄŸlundan da, konsomatrist kızından da kopmayandır. Hiç bir ideolojinin yada toplumsal kurgunun ya da inancın selâmeti anayı çocuklarını feda etmeye iknaya yetmezken, kadın, pederÅŸahi kuralların inÅŸa ettiÄŸi dünyanın iflâh olmaz muhalifi olarak tebarüz eder. Bu iflâh olmaz muhalif, yeri geldiÄŸinde tüm kuralları çiÄŸneyecek, oÄŸlan ya da kız, suçları ne olursa olsun, doÄŸurduklarının esenliÄŸini saÄŸlamaya çalışacaktır. “AÄŸlarsa ana aÄŸlar gerisi yalan aÄŸlar” olgusu, kadın unsurunun beÅŸere sunduÄŸu eÅŸsiz sığınağı minnetle ulularken; kadının kendisi yeryüzünde gözlenen tüm karışıklıkların (fitnenin) müsebbibi olarak takdim edilir, dünya kurulalı beri.
Hint’in kutsal metinlerinde, “doÄŸuÅŸtan düşüncesiz ve hilekârdır” kadın. “İman yolunda bir engel, salâh yolunda bir bariyer, uygulamada bir büyücü, iÄŸrenç arzuları temsil eden” bir aÅŸifte.(1) Buda, öğretisini sulandıracakları için kadınların rahibe olmalarına karşıdır. Ortodoks Yahudi erkeklerinin sabah dualarından biri, “Beni bir kadın olarak yaratmayan Kâinatın Yaratıcısı Efendimize hamdolsun.” Adem’i mennu meyveyi yemeÄŸe ikna ederek, insanlığın cennetten kovulmasına neden olan Havva ile iliÅŸkilendirilmiyor olmasına şükretmektedir. Hıristiyan geleneÄŸinin baÅŸat bileÅŸeni, kadının kötülük, ayartma ve günahla özdeÅŸleÅŸtirilmesidir. Erkek, ruhani, akla yatkın ve tanrısal olan İsa’nın alanının temsilcisi sayılırken, kadın, Sezar’ın ten ve madde dünyasıyla bütünleÅŸtirilir. Hayrın ve ÅŸerrin, cinslerdeki karşılıkları erkek ve kadın olarak belirlenirken, yeryüzüne kötülük bulaÅŸtırdıkları gerekçesiyle kadınlardan topluca tövbe edip, günahlarını affettirmeleri talep edilir. İsevi öğretiyi kaleme alan Aziz Paulos, memnu meyva olayında “aldanarak suça düşen” kadının susup, erkeÄŸe tabi olması gerektiÄŸini bildirir: “Kadın tam tabiiyetle sessizce öğrensin. Fakat kadının öğretmesine, ve erkeÄŸe hâkim olmasına izin vermem…”(2) Hıristiyan kadınların günahlarının bağışlanması, cinsiyetlerinin dayattığı rolü canı gönülden kabullenip çocuk doÄŸurmaları, cinselliklerini kontrol altında tutmaları, erkeÄŸe tabi olmalarına baÄŸlıdır. İslam’da, “Ümmetim için kadın fitnesinden daha büyük bir fitne kaldığını bilmiyorum” mealindeki cümlenin Hazreti Muhammed’e ait olduÄŸu bildirilir. “Allahım bizi kadınların ÅŸerrinden, fitnesinden ve onlarla imtihan olup kaybetmekten koru” mealindeki duanın(3) varlığı, semavi dinlerin ortak tutumlarının yansıması olarak belirir.
Öte yandan, 1900′lü yılların baÅŸlarına kadar medeni dünyanın hemen her ülkesinde bir eÅŸ, kocasının gölgesi, uzantısı, parçası olan kadın, dünyayı saran deÄŸiÅŸimden nasibini alacaktır. “Yeni kadın” erkeÄŸin bir refleksinden ibaret olmayı kabullenmeyen, yardımcı oyuncu rolünü reddeden, kendisine ait bir içdünyasına sahip, coÅŸkulu, bağımsız, özgüven sahibi, yaÅŸamını bir başına sürdürmeyi göze alabilen kadındır. Bu kadın, modernleÅŸen toplumların her basamağında rastlanabilecek birisidir. Sabahın kör karanlığında işçi mahallelerinden fabrikalara akan solgun kalabalığın arasında da görülebilir, mutevazı bir tezgâhın arkasında da, laboratuvarda da, devlet arÅŸivinde de, hastane koÄŸuÅŸunda da. AÅŸkları çok baÅŸarılı evliliklerle sonuçlanan, el deÄŸmemiÅŸ “iyi” kızlar deÄŸillerdir bunlar. Kocalarının ihanetlerine katlanan evli kadınlardan olmadıkları gibi, intikamlarını zina yaparak almaya kalkışanlardan da deÄŸillerdir. Ne mutsuz bir aÅŸk hikâyesinin yasını tutan yaÅŸlı bakire, ne de bir aÅŸifte; yeni kadın, yoksulluÄŸa ya da mesleksizliÄŸe kurban gitmeyi reddeden, hayattan özgün talepleri olan, ömrünü ailenin, sülâlenin hizmetinde tüketmeyi reddeden, hemcinsinin haklarını savunan kadın.