Karla Gelen Emektup
Şubat 22nd, 2008 at 01:45 (Eleştiri)
İleti İçinde ‘İleti’
‘Düzyazılar/Deneme’ bölümündeki ‘kar’lı yazımı okuyan bir dostum, “Eğer yazının dilini anlamayanlar varsa, onları bu hâle getiren eğitim sistemi utansın. Okullarda Divan Edebiyatı neredeyse hiç okutulmuyormuş” diye başlamış emektubuna.
Dostum ben yaşlarda… Mektubunda dedikleri, ilk bakışta, eskilerde kalmışların aralarında dertlenmeleri gibi gelebilir. Değil. Onu iyi tanıyorum: günceli, yaşadıklarıyla ve gelecekle birlikte algılayan bir aydınlık kişi… Kısacık iletisine, hemen herkesin pay çıkaracağı ‘iletiler’ sıkıştırıvermiş:
“Herhalde 6-7 yıl olmuştur. Bir öğlen vakti yemekten döndüm, gençler bilmece çözüyorlarmış. ‘Neşe Hanım, gölge nedir’ diye sordular. Hiç düşünmeden ‘saye’ dedim. Boşluğu dolduruvermiş.
Mektup sürüyor:
“Bizim buralarda da dün pek güzel kar yağdı. Arasında sığırcıklar uçuştu durdu. Hâlâ da atıştırıyor… Evde, sıcak odada olunca insana pek hoş geliyor. İlkokul ders kitaplarımızda Hasan Âli Yücel’in bir şiiri vardı, bilmem hatırlar mısınız? ‘Kar, ne yumuşak, ne de ak? / Görünce biraz sıcak / Eriyip su olacak. / Onu uzaktan gören / Kuş tüyleri sanacak’ gibi dizeleri vardı. Kar şiiri denince, ilk aklıma gelen, ilk ezberlediğim -ve de zorlukla ezberlediğim- bu şiir olur. 6-7 yaşlarındaydım.”
*
İşte böyle… İyi etmişim o yazıyı yazmakla, dedim kendi kendime. Ama bir şey söyleyeyim mi: sakın genelağda aramaya kalkışmayın, Neşe Hanım’ın, -pek çok şeyle birlikte- karanlıklara atıldığı derinliklerden gün yüzüne çıkardığı Hasan Âli Yücel’in o kar şiiri oralarda yer almıyor. Bendeki kitaplarda da yok. Tek avuntum/umudum, bu yazıyı okuyanlardan onu bir bilenin çıkması…
İnal Karagözoğlu
Yarımca, 18 Şubat 2008
© 2008 İK