22, Şub, 2008 at 23:28 (Makale)
Çanak Tutmak…
TRT (Türkiye Radyo Televizyon Kurumu), radyo ve televizyon yayımcılığı yapmakla görevli tek kamu kuruluşumuz… İşin önemli yanı, TRT’nin, ilgili yasalarla belirlenen niteliğiyle, ‘tarafsız’ bir kamu iktisadi kuruluşu olduğudur.
‘Tarafsız’ sözcüğünü, TRTmiz’in başta gelen niteliğini tanımlayan bir sözcük olarak tırnak içerisinde yazdım. Bakalım bu güçlü kurum, ülkemizi günlerdir sallayan bir konuda bu niteliğini ne ölçüde ortaya koymuş:
TRT, 12 Şubat 2008 günü ‘Gündem’ başlıklı haberleri arasında en başta şu haberi verdi¹:
Bu içeriğin devamını oku »
Yorumlar
22, Şub, 2008 at 19:44 (Sorunlar)
‘Ef Klavye’!…
Ne zamandır, bir dizüstü edineyim, diyordum. Yazlarımızı güneyde bir kasabada geçiriyoruz, bilgisayarı oralara taşımak pek zor oluyor… Her neyse… Geçen yaz Bodrum’a indim, araştırıyorum: öyle çok marifetli olmasın, klavyesi açık renkli olsun, e tabii bir de “fe klavye” olsun… İlk iki isteğime yanıt bulmak kolay da, klavye işi bozuyor; derdimi anlatmakta zorluk çekiyorum: ben “fe klavye” dedikçe adamlar yüzüme garip garip bakıyorlar… Neyse ki, kimisi “ef klavye” diye yanlışımı düzeltiyor da lafın sonunu getirebiliyorum. Arada bir de, bu inadım karşısında sadece gülüyorlar. Bunlar, profesyonel bilgisayarcı olanlar…
Baktım olmayacak, işi, sağlık kontrolü için Eylül ayında Yarımca’ya yapacağım geçici dönüşe erteledim.
Bu kez İzmit’teyim. Araştırmaya başladım. Ama ne araştırma!… İzmit dediğin koca bir kent… Geniş ve zengin bir piyasası var… Ama sonuç yok. Bir an geldi ki, araştırma aramaya dönüştü, kısa bir süre sonra da arama aranmaya… Evet, basbayağı “aranıyordum”: fe klavye yokluğuna “bozulmuş” bir durumdaydım.
Bu içeriğin devamını oku »
Yorumlar
22, Şub, 2008 at 12:17 (Türkçenin 'En'leri)
52 Harfliydi…
“Çekoslovakyalılaştırıverebilemeyeceklerimizdendirler”in (52) pabucu dama atıldı. Şimdiki en uzun kelimemiz: muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesine (70).
Bu en uzun kelime için açıklama:
Kötü amaçların güdüldüğü bir öğretmen okulundayız. Yetiştirilen öğretmenlere öğrencileri nasıl muvaffakiyetsizleştirecekleri öğretiliyor. Yani, öğretmenler birer muvaffakiyetsizleştirici olarak yetiştiriliyorlar. Fakat, öğretmenlerden biri muvaffakiyetsizleştirici olmayı, yani,
muvaffakiyetsizleştiricileştirilmeyi reddediyor, bu konuda ileri geri konuşuyor. Bütün öğretmenleri kolayca muvaffakiyetsizleştiricileştiriverebileceğini düşünen okul müdürü bu duruma sinirleniyor ve muvaffakiyetsizleştiricileştirilmeyi reddeden öğretmeni makamına çağırıp ona diyor ki: “Muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesine laflar ediyormuşsunuz ha?!…”
Bu içeriğin devamını oku »
4 Yorumlar
22, Şub, 2008 at 12:16 (İlgilik)
Genelağda Bir Alan Edinmek?
Uzun zamandır yapmakta olduğum yazı yazma işi sonunda, elimde pek çok yazı oldu, oluyor. Yalnızca, “elimde pek çok yazı oldu” diyemem; benim için ne mutluluk, bunların bir bölümü gerçek ve sanal ortamlarda yer aldı, alıyor.
Yayım dünyası, günümüzde genelağ (internet) ortamına kayma eğiliminde. Geleneksel yayımcılığın durumu? Evet, şimdilik ölmedi ve her gün yeni yeni ürünleri vitrinlere taşımakta; ama işin gerçeği, bu yolla okura ulaşmak hiç de kolay değil… Hele de, adı sanı, gitgide tekelleşen basın-yayın dünyası için ‘okyanusta bir damla değerinde’ bile olmayanların bu vitrinlerde yer alabilmeleri daha da zor. Yayımcılık alanında da görülen sömürü düzenine, yazarından kaçırılan yayınlara, korsan yayımcılığa, … ise hiç değinmeyeyim…
Öte yandan, bir yazar için -en azından bana göre- okura ulaşmayacak yazılar üretip onları evinde masasının altında tutmak kadar anlamsız bir eylem olamaz. “‘Yazar-yayın-okur’ üçlüsü oluşmayacaksa yazmanın ne anlamı var” da denebilir (mi?).
Çıkar yol?
Bu içeriğin devamını oku »
Yorumlar
22, Şub, 2008 at 08:51 (Öykü)
İkinci Gençlik Halleri
Bir hatırını sorayım, demiştim, merhaba der demez konuşmama fırsat vermeden atıldı:
- Şimdi ben de seni arayacaktım!…
Yaşlı komşumun çok heyecanlı olduğu belliydi. Merakla sordum:
- Hayrola abi!… N’oldu?!
Dediklerimi duymadı bile:
- Bu gece, dedi, bir rüya gördüm… Onu anlatmak istiyordum sana.
Dün yine doktora gidecekti; onunla ilgili şeyler anlatacak diye beklerken bir rüya dinleyeceğimi öğrenince gülmeye başladım. Komşum, gülmeme bir anlam verememişti; sesinden alınmışlık okunuyordu.
Kalbi yine başkaldırmıştı, günlerdir hastanelerle uğraşıyordu; doktoru her seferinde, “Hiç olmazsa bir on gün kadar seni burada takibe alalım” diyorsa da, o, kedilerini yalnız bırakamıyordu bir türlü. Aralık ortalarından beri tek başınaydı; yengeyi Adana’ya yollamıştı. Kaç kez “Biz kedilerine bakarız, sen rahat rahat git yat hastanene” demiştik, ama bir türlü razı edememiştik. İnatçının biriydi…
Bu içeriğin devamını oku »
Yorumlar
22, Şub, 2008 at 07:54 (Başkaca (DY))
70 Harfli Kelime
“Çekoslovakyalılaştırıverebilemeyeceklerimizdendirler”in (52) pabucu dama atıldı.
Şimdiki en uzun kelimemiz:
muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesine (70)
En uzun kelime için açıklama:
Kötü amaçların güdüldüğü bir öğretmen okulundayız. Yetiştirilen öğretmenlere öğrencileri nasıl muvaffakiyetsizleştirecekleri öğretiliyor. Yani, öğretmenler birer muvaffakiyetsizleştirici olarak yetiştiriliyorlar. Fakat, öğretmenlerden biri muvaffakiyetsizleştirici olmayı, yani,
muvaffakiyetsizleştiricileştirilmeyi reddediyor, bu konuda ileri geri konuşuyor. Bütün öğretmenleri kolayca muvaffakiyetsizleştiricileştiriverebileceğini düşünen okul müdürü bu duruma sinirleniyor ve muvaffakiyetsizleştiricileştirilmeyi reddeden öğretmeni makamına çağırıp ona diyor ki:
“Muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesine laflar ediyormuşsunuz ha?!…”
Emre Yazman
1 Yorum